Bir apartmanın yönetim planında, mesken nitelikli bağımsız bölümlerin sadece mesken olarak kullanılacağına dair bir hüküm varken, bir kat maliki dairesini avukatlık bürosu olarak kiraya veriyor. Kiracı avukat, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'na ve KMK'nın genel hükümlerine dayanarak bu kullanımın yasal olduğunu savunuyor. Yargıtay HGK'nın 11.5.2011 tarihli, 2011/18-209 E. sayılı kararı bu uyuşmazlığı hangi normlar hiyerarşisi ilkesine göre çözmüştür? Sonradan yürürlüğe giren ve meskenlerdeki avukatlık bürolarına geçici olarak izin veren bir kanun (örneğin 6111 sayılı Kanun) derdest bir davayı nasıl etkiler?
Yargıtay HGK'nın anılan kararında uyuşmazlık, KMK m. 28'de düzenlenen ilkeye göre çözülmüştür. Bu maddeye göre, 'Yönetim planı, bütün kat maliklerini bağlayan bir sözleşme hükmündedir.' ve uyuşmazlıklarda öncelikle yönetim planı hükümleri uygulanır. Bu, özel normun genel norma önceliği (lex specialis derogat legi generali) ilkesinin bir yansımasıdır. Her ne kadar avukatlık büroları KMK m. 24'teki genel yasaklar kapsamında olmasa da, tüm kat maliklerinin iradesini yansıtan ve bir 'sözleşme' niteliğindeki yönetim planı, daha kısıtlayıcı bir düzenleme getirebilir. Dolayısıyla, yönetim planındaki 'münhasıran mesken olarak kullanılma' hükmü geçerlidir ve avukatlık bürosu olarak kullanıma engel teşkil eder. Davanın derdest olduğu aşamada yürürlüğe giren ve meskenlerdeki avukatlık bürolarına geçici olarak izin veren 6111 sayılı Kanun gibi bir düzenleme ise, davanın seyrini doğrudan etkiler. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun temel ilkeleri uyarınca, mahkemeler yargılama sırasında meydana gelen yasal değişiklikleri re'sen dikkate almak zorundadır. Nitekim HGK da kararında, bu yeni yasal durumun mahkemece değerlendirilmesi ve buna göre yeni bir karar verilmesi gerektiği için, önceki bozma kararını kaldırarak dosyayı bu yeni gerekçeyle yerel mahkemeye geri göndermiştir. Bu durum, usul hukukunda 'derhal uygulama' ilkesinin bir örneğidir.