5718 sayılı MÖHUK uyarınca yabancı bir mahkeme kararının tenfizi ile tanınması arasındaki temel fark nedir? Hangi tür kararlar için tenfiz, hangi tür kararlar için tanıma talep edilmelidir?
Tenfiz ve tanıma arasındaki temel fark, yabancı mahkeme kararının 'icra edilebilir' nitelikte olup olmamasından kaynaklanır. Tenfiz Davası (MÖHUK m. 50 vd.): Yabancı mahkeme kararının içeriğinde, bir eda (yapma, verme, ödeme) hükmü varsa, yani kararın uygulanması için Türkiye'de icra dairelerinin harekete geçirilmesi gerekiyorsa tenfiz davası açılır. Örneğin, yabancı mahkemenin hükmettiği bir alacağın tahsili, bir malın teslimi veya nafaka ödenmesi gibi kararların Türkiye'de icra edilebilmesi için tenfizi zorunludur. Tanıma Davası (MÖHUK m. 58): Yabancı mahkeme kararının bir eda hükmü içermeyip, sadece bir hukuki durumun tespitine (tespit hükmü) veya yeni bir hukuki durum yaratılmasına (inşai hüküm) yönelikse, bu kararın Türkiye'de kesin hüküm veya kesin delil olarak kabul edilmesi için tanıma davası açmak yeterlidir. Örneğin, sadece boşanmaya hükmeden (nafaka, velayet gibi icrai unsurlar içermeyen) bir yabancı mahkeme kararı, soybağının reddi kararı veya bir tespit davası sonucunda verilen kararların tanınması istenir. Tenfiz, tanımayı da içerir; yani tenfizine karar verilen bir ilam, aynı zamanda tanınmış da sayılır ve kesin hüküm/kesin delil etkisi gösterir. Ancak tanıma kararı, ilama icra kabiliyeti kazandırmaz.