5237 sayılı TCK'nın 157. maddesinde tanımlanan dolandırıcılık suçunun maddi unsurunu oluşturan 'hileli davranış', Yargıtay içtihadında 'nitelikli yalan' olarak tanımlanmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2020/239 E., 2021/110 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, 'Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez.' Hileli davranışın aldatıcı nitelikte olabilmesi için aranan 'yoğunluk ve güç' kriteri ile 'bir takım dış hareketlerin eklenmesi' gerekliliği, somut olaylarda nasıl belirlenmektedir? Bu kriterler, mağdurun 'inceleme eğilimini etkisiz bırakma' bağlamında ne anlama gelir?
TCK m. 157'deki dolandırıcılık suçunun 'hileli davranış' unsuru, Yargıtay içtihadında 'nitelikli yalan' olarak kabul edilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2020/239 E., 2021/110 K. sayılı kararı, 'basit bir yalanın hileli hareket olarak kabul edilemeyeceğini' açıkça belirtmiştir. Hileli davranışın aldatıcı nitelikte olabilmesi için aranan 'yoğunluk ve güç' kriteri ile 'bir takım dış hareketlerin eklenmesi' gerekliliği şu şekilde somutlaşır: * **Yoğunluk ve Güç**: Failin yalan açıklamalarının, mağdurun normalde göstereceği inceleme ve araştırma eğilimini bastıracak, onu yanıltacak derecede inandırıcı olması gerekir. Bu, sadece sözlü bir yalandan öte, yalanın doğruluğunu destekleyici, inandırıcı bir görünüm kazandıran unsurları içermesi demektir. Kararda belirtildiği üzere, 'Olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması' aranır. * **Dış Hareketlerin Eklenmesi**: Yalanın, mağduru ikna etmek için çeşitli fiziksel veya belgeye dayalı eylemlerle desteklenmesi gerekebilir. Örneğin, sahte belge düzenlemek, üçüncü kişileri devreye sokmak, sahte bir sıfat kullanmak, bir kurumun veya eşyanın maddi varlığını kullanmak gibi hareketler. Bu dış hareketler, yalanı daha somut ve gerçekçi kılarak mağdurun şüphelenmesini engeller. Bu kriterler, mağdurun 'inceleme eğilimini etkisiz bırakma' bağlamında şunları ifade eder: Mağdurun, olağan dikkat ve özen gösterdiğinde dahi hilenin farkına varamayacağı bir durum yaratılmasıdır. Hilenin, mağdurun kendi akıl yürütme, araştırma veya teyit etme kapasitesini aşacak derecede ustaca ve karmaşık olması gerekir. Mağdurun içine düşürüldüğü durumun (örn. zor şartlar), onun inceleme eğilimini zaten zayıflatması da bu kriterin değerlendirilmesinde rol oynar. Her somut olayda, mağdurun durumu ve eylemin özellikleri dikkate alınarak hilenin aldatma yeteneği ve yoğunluğu belirlenir.