2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) m. 2/1-a bendinde belirtilen 'iptal davaları'nın ön koşulu olan 'menfaat ihlali' kavramı, Danıştay içtihatlarında nasıl yorumlanmaktadır? Danıştay 4. Daire'nin 2014/4599 E., 2016/3654 K. sayılı kararında, Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği'nin iptali istemiyle açılan davada, davacının neden 'ehliyet' yönünden dava açma hakkının bulunmadığına karar verilmiştir? Bu karar, düzenleyici işlemlerin iptali talebinde 'menfaat' ilişkisinin kişisel, meşru ve güncel niteliğini nasıl vurgulamaktadır?
İYUK m. 2/1-a'da iptal davalarının ön koşulu olan 'menfaat ihlali', idari yargılamada 'sübjektif ehliyet koşulu' olarak kabul edilir. Danıştay içtihatları, bu koşulun varlığı için dava konusu işlemle davacı arasında 'makul, meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilişkisi'nin bulunmasını aramaktadır. Yani, davacının hukukunda ciddi ve makul bir maddi veya manevi etkinin meydana gelmesi gerekmektedir. Danıştay 4. Daire'nin 2014/4599 E., 2016/3654 K. sayılı kararında, Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği'nin II/A-2.1 bölümünün iptali istemiyle açılan davada, davacının 'ehliyet' yönünden dava açma hakkının bulunmadığına karar verilmiştir. Gerekçe olarak, 'iptali istenen genel tebliğ hükmünün davacının hukukunda herhangi bir değişiklik yaratmadığı, dolayısıyla dava açmada menfaati bulunmayan davacı tarafından açılan iş bu davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği' belirtilmiştir. Bu karar, düzenleyici işlemlerin iptali talebinde 'menfaat' ilişkisinin kişisel, meşru ve güncel niteliğini güçlü bir şekilde vurgular. Bir genel tebliğ gibi düzenleyici işlemin, doğrudan davacının hukuki statüsünü veya somut haklarını değiştirmemesi halinde, sadece teorik veya genel bir hukuka aykırılık iddiası, dava açma ehliyeti için yeterli görülmemektedir. Davacının, işlemin hukuki düzenlemeye aykırılığından öte, bu aykırılığın somut olarak kendi kişisel menfaatlerini nasıl etkilediğini ve ihlal ettiğini göstermesi gerekmektedir.