Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2014/17059 E., 2016/4079 K. sayılı kararında, tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin davanın 'idari yargı' yerine 'adli yargı'da görülmesi gerektiğine karar verilmiştir. Bu kararda, davacının talebinin 'idari nitelikte bir dava' olmadığı ve dolayısıyla adli yargının görevli olduğu nasıl temellendirilmiştir? İYUK m. 2'deki idari dava türlerinin sınırlandırıcı niteliği bu kararın gerekçesini nasıl desteklemektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #107385

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2014/17059 E., 2016/4079 K. sayılı kararı, tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil davasının adli yargının görev alanına girdiğine hükmetmiştir. Kararın gerekçesi, İYUK m. 2'deki idari dava türlerinin sınırlandırıcı niteliğine dayanmaktadır. İYUK m. 2'de idari dava türleri; iptal davaları (idari işlemlerin hukuka aykırılığı nedeniyle), tam yargı davaları (idari eylem ve işlemlerden doğan kişisel hak ihlalleri nedeniyle) ve idari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar olarak sayılmıştır. Yargı yetkisi ise idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Karar, bu düzenlemeye atıfta bulunarak, 'davacının tapu iptal tescil talebi idari nitelikte bir dava olmadığından bu tür uyuşmazlıkların adli yargıda çözümlenmesi gerekir' sonucuna varmıştır. Tapu iptali ve tescil davaları, mülkiyet hakkına ilişkin olup, Medeni Kanun ve Tapu Kanunu gibi özel hukuk hükümlerine dayanır. İdari bir işlemden (örneğin bir imar planının iptali) kaynaklanmadığı sürece, doğrudan mülkiyetin tespiti veya transferi gibi konular idarenin kamu gücünü kullanarak tek taraflı yaptığı işlemlerden ziyade, özel hukuk ilişkilerini ilgilendirir. Tapu tahsis belgesi, bir idari işlem sonucu verilmiş olsa bile, bu belgeye dayanarak tapu tescilini talep etme, idari işlemin kendisinin iptalini değil, özel hukuk alanındaki bir hakkın (mülkiyetin) tanınmasını veya tescilini talep etmektir. Dolayısıyla, İYUK m. 2'de sayılan idari dava türleri kapsamına girmediği için, uyuşmazlığın adli yargıda çözümlenmesi gerektiği kabul edilmiştir.