Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2015/2480 E., 2017/8650 K. sayılı kararında, trafik kazasından kaynaklanan araç hasarı nedeniyle belediye aleyhine açılan maddi tazminat davası, 'hizmet kusuru'na dayanılarak idari yargının görev alanına girmiş ve davanın usulden reddine karar verilmiştir. Bu kararda, kamu hizmeti görmekle yükümlü belediyelerin, kamu hizmeti sırasında verdikleri zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi olmaması ilkesi, İYUK m. 2/1-b bendinde yer alan 'tam yargı davası' kavramı ile nasıl ilişkilendirilmiştir? Bu ilkenin 'kamu düzenine ilişkin' olması ne anlama gelir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #107384

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2015/2480 E., 2017/8650 K. sayılı kararı, trafik kazasında yola dökülen mıcır nedeniyle belediyenin 'hizmet kusuru'na dayalı tazminat davasının idari yargının görev alanına girdiğini belirtmiştir. Karar, kamu hizmeti görmekle yükümlü belediyelerin, kamu hizmeti sırasında verdikleri zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi olmadığını vurgular. Bu durum, İYUK m. 2/1-b bendinde tanımlanan 'tam yargı davası' kavramı ile doğrudan ilişkilidir. Tam yargı davaları, 'İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan' davalardır. Kamu tüzel kişilerinin yasalar tarafından kendilerine verilen görev ve yetkilerin kullanılması sırasında (örneğin yol yapımı ve bakımı gibi bir kamu hizmetinin ifası sırasında) oluşan zararlar, niteliği itibarıyla 'hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar' olarak kabul edilir. Bu tür zararların tazmini, idare hukukunun temel prensipleri (hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk) çerçevesinde değerlendirilmelidir. Karar, HMK m. 114/1-b gereğince 'yargı yolu caiz olmaması'nın bir dava şartı olduğunu ve HMK m. 115/2 gereğince bu durumun mahkemece re'sen (kendiliğinden) dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. 'Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden dikkate alınması zorunludur' ifadesi, bu tür bir görev itirazının yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceği ve mahkemenin de bunu kendiliğinden göz önünde bulundurması gerektiği anlamına gelir. Bu, yargı yolu ayrımının mahkemeler için mutlak ve uyulması gereken bir kural olduğunu gösterir ve davacının yanlış yargı yolunda açtığı davanın usulden reddine yol açar.