Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/13-518 E., 2017/520 K. sayılı kararında, vakıf üniversitesi ile öğrenci arasındaki yüksek lisans eğitim ve diplomasını verme yükümlülüğünü içeren protokolün ifa edilmemesi nedeniyle açılan tazminat davasının yargı yolu uyuşmazlığı incelenmiştir. Karar, taraflar arasındaki bu sözleşmenin neden bir 'özel hukuk ilişkisi' olarak kabul edildiğini ve dolayısıyla adli yargının görev alanına girdiğini açıklamıştır. Kamu tüzel kişilerinin taraf olduğu her sözleşmenin 'idari sözleşme' olmadığı ilkesi, bu tür uyuşmazlıklarda adli yargının görevli olmasının temelini nasıl oluşturmaktadır?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/13-518 E., 2017/520 K. sayılı kararı, vakıf üniversitesi ile öğrenci arasındaki eğitim protokolünden kaynaklanan uyuşmazlığın adli yargının görev alanına girdiğine hükmetmiştir. Karar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) m. 2'de idari dava türleri sayılırken, idarenin kamu gücünü kullanarak yaptığı işlemlerin idari yargının görev alanına girdiğini belirtir. Ancak, idarenin taraf olduğu her sözleşme idari sözleşme olarak kabul edilemez. 'Kamu tüzel kişilerinin, kamu hizmetlerine dair olmakla beraber özel hukuk kuralları altında, özel hukuk tüzel kişisi gibi yaptığı eylem ve işlemler özel hukuk alanına girmekle, bunlar idari eylem ve işlem olarak nitelendirilemezler.' Kararda, taraflar arasında akdedilen eğitim sözleşmesinin, davalı vakıf üniversitesinin kamu gücünü kullanarak düzenlediği iş ve işlemlerden olmayıp, özel hukuk ilişkisinden kaynaklandığı vurgulanmıştır. Sözleşmenin bedelli olması, delil sözleşmesi yapılması ve yetkili mahkemenin kararlaştırılması gibi unsurlar, ilişkinin özel hukuk niteliğini pekiştirmiştir. Kamu tüzel kişilerinin özel hukuk hükümlerine tabi sözleşmeler yapabilmesi kuşkusuzdur. Bu tür sözleşmelerde idare, diğer taraf ile eşit iradede katılır ve kamu yararının temsilcisi olarak üstün bir yetki kullanmaz. Dolayısıyla, idarenin eşit iradesiyle katıldığı ve özel hukuk hükümlerinin uygulanacağı sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar, idari değil, adli yargının görev alanına girer. Bu ilke, kamu kurumlarının özel hukuk alanında da faaliyet gösterebileceği ve bu faaliyetlerden doğan uyuşmazlıkların genel hükümlere tabi olacağı temeline dayanmaktadır.