Kısmi davada verilen hükmün, ek davayı nasıl etkilediği Hukuk Genel Kurulu'nun 2007/15-126 E., 2007/210 K. sayılı kararında tartışılmıştır. Bu karara göre, kısmi davanın sonunda verilen ve kesinleşen kararın 'tespit' bölümü, sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturarak mahkemeyi bağlar. Bu ilkenin 'kamu düzenine ilişkin' olduğu ve mahkemelerce res'en göz önünde tutulması gerektiği ne anlama gelir ve ikinci davayı gören mahkeme açısından ne gibi bir sınırlama getirir?
Hukuk Genel Kurulu'nun 2007/15-126 E., 2007/210 K. sayılı kararı (ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2020/12392 E. kararında atıf yapıldığı üzere), kısmi davada verilen hükmün ek davayı nasıl etkilediğini açıklamıştır. Karara göre, kısmi davanın sonunda verilen ve kesinleşen kararın 'tespit' bölümü, sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur ve mahkemeyi bağlar. Yani, kısmi davada davalının borcunun ödenmesine karar verilmesi veya kısmi davanın tamamen/kısmen reddedilmesi durumunda, taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya da yokluğu da tespit edilmiş olur ve bu tespit borç ilişkisinin tümünü kapsar. Bu ilkenin 'kamu düzenine ilişkin' olması, mahkemelerin bu durumu yargılamanın her aşamasında ve taraflarca ileri sürülmese dahi kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutması gerektiği anlamına gelir. İkinci davayı gören mahkeme açısından bu durum, 'davalının haksızlığı olgusu artık tartışılamaz hale gelmiştir.' Kesin hüküm bulunan bir konuda, mahkemenin bu yönün doğruluğunu yeniden araştırma ve inceleme konusu yapmasına olanak bulunmamaktadır. Dolayısıyla, ilk kısmi davada davalının sorumluluğu tespit edilmişse, ek davada bu sorumluluk tekrar sorgulanamaz; mahkeme sadece bakiye alacağın miktarını ve diğer koşullarını inceleyebilir. Bu ilke, yargılamanın etkinliğini ve hukuki istikrarı sağlamayı amaçlar.