HMK m. 109/2'de yer alan 'talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız ve açıkça belirli olması durumunda kısmî davanın açılamayacağı' hükmü, 01.04.2015 tarihli 6644 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bu yürürlükten kaldırma, belirli alacaklar için kısmi dava açma imkanı açısından ne gibi bir değişiklik getirmiştir ve bu değişikliğin temel amacı nedir? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/853 E. sayılı kararında bu değişikliğin, belirsiz alacak davası ile kısmi dava arasındaki ilişkiyi nasıl etkilediği açıklanmıştır?
HMK m. 109/2'nin 01.04.2015 tarihli 6644 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılması, hukuk sisteminde önemli bir değişiklik yaratmıştır. Bu kaldırma ile birlikte, 'artık talep konusunun taraflar arasında tartışmasız veya belirli olması hâlinde de kısmi dava açılması mümkün hâle gelmiştir' (HGK 2016/2757 K.). Bu değişikliğin temel amacı, kısmi dava kurumunun amaç dışı kullanılmasının önüne geçmek için konulan sınırlamanın kaldırılması ve davacının hukuki yararının genişletilmesidir. Zira, madde gerekçesinde belirtildiği gibi, eski düzenleme belirli alacaklar için kısmi dava açmayı engelliyordu, ancak bu sınırlama kaldırıldığında, davacılar belirli alacakları için de kısmi dava açarak yargılama riskini azaltma ve uyuşmazlığı daha ekonomik çözme imkanına sahip olmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/853 E. sayılı kararı, bu değişikliğin belirsiz alacak davası ile kısmi dava arasındaki ilişkiyi nasıl etkilediğini açıklamıştır: Alacak belirli olmasına rağmen belirsiz alacak davası olarak açılan davaların, hukuki yarar yokluğu nedeniyle hemen usulden reddedilmemesi gerektiği, zira bir miktar belirtilerek açılan her iki dava türünün de eda davası olduğu ve eda davalarında hukuki yararın var kabul edildiği vurgulanmıştır. Dolayısıyla, belirli alacaklar için belirsiz alacak davası koşulları bulunmasa dahi, kısmi dava açılabilmesi mümkünse, mahkemenin davayı bir kısmi dava olarak nitelendirip yargılamaya devam etmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu durum, davacının hak arama özgürlüğünü genişletirken, dava türü isimlendirmesindeki yanılgıların davacının aleyhine yorumlanmasının önüne geçmeyi hedeflemektedir.