5271 sayılı CMK m. 2/j'de suçüstü kavramı üç farklı durumla tanımlanmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2016/374 K. ve 2017/139 K. sayılı kararlarında bu tanımların somut olaylara nasıl uygulandığı ve özellikle 'suçüstü' halinde kolluğun arama yetkisinin sınırları ile hukuka aykırı delil yasağı arasındaki ilişki nasıl yorumlanmaktadır? Bu kararlar, 'suçüstü' kavramının geniş yorumlanmasının temel hak ve özgürlükler üzerindeki potansiyel etkisini nasıl dengelemektedir?
CMK m. 2/j'deki suçüstü tanımı, işlenmekte olan suçu (2/j-1), fiilin işlenmesinden hemen sonra takip ile yakalanan kişinin işlediği suçu (2/j-2) ve fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu (2/j-3) kapsar. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2016/374 K. sayılı kararı bu durumları somut örneklerle açıklamıştır (örn. failin mağduru bıçaklaması, takip sonrası yakalanması, kanlı bıçakla yakalanması). Ancak, özellikle 2017/139 K. sayılı kararda (ve karşı oylarda) suçüstü halinde kolluğun arama yetkisinin sınırları ve hukuka aykırı delil yasağı ilişkisi derinlemesine tartışılmıştır. Çoğunluk, 'suçüstü' halinin mevcut olduğu durumlarda, PVSK m. 13/1-A ve Ek 6 ile Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 8/f maddesi uyarınca, suç delillerinin kaybolmaması için derhal gerekli tedbirlerin alınabileceğini ve bunun ayrı bir arama kararı veya emri gerektirmediğini kabul etmiştir. Bu yorum, delillerin karartılmasını önleme amacını vurgular. Öte yandan, karşı oylarda (örn. CGK 2017/139 K. - karşı oy), Anayasa'nın 20. maddesi ve AİHS'nin 8. maddesi uyarınca özel hayatın gizliliğinin temel bir hak olduğu ve arama tedbirinin bu hakkı sınırlayan ağır bir müdahale olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle, arama için kural olarak hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yetkili merciin yazılı emri gerektiği, suçüstü halinin sadece yakalama yetkisi verdiği, delil elde etme amaçlı arama yetkisi vermediği savunulmuştur. Karşı oylar, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin kanuna aykırı hükümlerinin uygulanmaması gerektiğini, aksi takdirde 'fonksiyon gaspı' olacağını ve hukuka aykırı delillerin (CMK m. 206/2-a) hükme esas alınamayacağını vurgulamıştır. Bu tartışma, 'suçüstü' kavramının temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini dengelemek için yorumunun sıkı tutulması gerektiğini işaret eder.