Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 2/c maddesi müdafiyi 'şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukat' olarak tanımlamaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2020/240 E. sayılı kararında vurgulandığı üzere, müdafiin 'kamusal bir yargılama makamı olarak kişinin savunmasına destek sağlaması' niteliği, onun özel hukuktaki vekâlet ilişkisinden farkını nasıl ortaya koymaktadır? Bu farklılık, müdafiin görev alanında ne gibi bağımsız yetkiler ve sorumluluklar doğurur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #107359

CMK m. 2/c müdafiyi şüpheli veya sanığın savunmasını yapan avukat olarak tanımlar. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2020/240 E. sayılı kararı, müdafiin 'vekilden' farklı olarak şüphelinin/sanığın temsilcisi olmadığını, ondan bağımsız ayrı bir ceza muhakemesi organı/öznesi olduğunu belirtir. Bu farklılık, ceza hukukunda temel olarak bireylerin özel çıkarlarının değil, kamunun ve toplumun çıkarının korunması, yani ceza davasının kamusal niteliği ve gerçeği arama yükümlülüğünden kaynaklanır. Bu bağlamda, müdafi ile sanık arasındaki ilişki özel hukuktaki vekalet sözleşmesiyle bağdaşmaz. Müdafi, kamusal savunma görevini yerine getirirken, savunmasını üstlendiği şüpheli/sanıktan bağımsız, serbest ve talimat ile bağlı olmayan bir konumdadır. Kararda belirtildiği üzere, müdafi her zaman sanığın temsilcisi ve/veya yardımcısı değildir; sanığın lehine olmak kaydıyla, sanığın isteğine aykırı davranabilir. Örneğin, sanığa danışmadan tahliyesini isteyebilir, sanık istemese de sanık lehine delil sunabilir veya sanığın beraatini talep edebilir. Bu durum, müdafiin kamu hukukuna ait bir kurum olması ve sanıkla olan ilişkisinin vekalet ilişkisiyle açıklanamayacağını gösterir.