5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 101. maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemeleri'nde görülür. Ancak, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 2015/7586 E., 2016/1472 K. sayılı kararında, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'na tabi eski iştirakçilerin hizmet süresi tespiti ve emekli maaşına ilişkin taleplerinin neden İş Mahkemeleri'nin değil, İdari Yargı'nın görev alanına girdiği açıklanmıştır? Bu karar, Anayasa Mahkemesi'nin 5510 sayılı Kanun'un 101. maddesi hakkındaki yorumunu nasıl kullanmıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #107355

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 2015/7586 E., 2016/1472 K. sayılı kararı, 5434 sayılı Kanun'a tabi eski iştirakçilerin hizmet süresi tespiti ve emekli maaşına ilişkin taleplerinin idari yargının görev alanına girdiğine hükmetmiştir. Karar, 5510 sayılı Kanun'un 101. maddesinin genel kural olarak uyuşmazlıkların İş Mahkemeleri'nde görüleceğini belirtse de, bu kuralın istisnasını Anayasa Mahkemesi'nin 22.12.2011 tarih ve E:2010/65, K:2011/169 sayılı kararının gerekçesine dayandırmıştır. Anayasa Mahkemesi, 5754 sayılı Kanun (5510 sayılı Kanun'u yürürlüğe koyan kanun) yürürlüğe girmeden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile 5434 sayılı Kanun'a göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumu'nun tesis edeceği işlem ve yapacağı muamelelerin 'idari işlem' niteliğini koruduğunu ve bunlara ilişkin ihtilafların 'idari yargının görevli olmaya devam edeceğini' belirtmiştir. Bu Anayasa Mahkemesi kararı, Anayasa'nın 153/son maddesi uyarınca yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlayıcı niteliktedir. Somut olayda, davacı 5510 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihinden önce Emekli Sandığı iştirakçisi olduğu için, hizmet süresi tespiti, kıdem tazminatı, ikramiye ve maaş bağlanması gibi talepleri, 5434 sayılı Kanun hükümleri kapsamında değerlendirilen 'idari işlem' niteliğindedir. Bu nedenle, 'yargı yolunun caiz olmaması' dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu karar, sosyal güvenlik hukukunda, eski ve yeni kanunlar arasındaki görev ayrımında Anayasa Mahkemesi içtihadının belirleyici rolünü ve idari yargının kamu hizmetiyle ilgili idari işlemlere ilişkin görev alanının kapsamını göstermektedir.