Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2015/15101 E., 2016/6895 K. sayılı kararına ilişkin karşı oy yazısında, davacının 'tek satıcılık sözleşmesinin feshinden kaynaklanan zararının tazminini talep etmekte olup, davacı zararını belirleyebilecek durumda olduğundan açılan davanın HMK 107/1. maddesinde ifade edilen Belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmesi mümkün değildir' ifadelerine yer verilmiştir. Karşı oyda, davacının maddi vakıaları açıklayarak alacağını 'şimdilik' talep etmesi durumunda hâkimin HMK 33. maddesi ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararı uyarınca 'kısmi dava' olarak nitelemesi gerektiği nasıl temellendirilmiştir? Bu durum, hâkimin 'dava türünü belirleme ödevi'nin önemini nasıl vurgulamaktadır?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2015/15101 E., 2016/6895 K. sayılı kararına ilişkin karşı oy yazısında, çoğunluğun 'belirsiz alacak davası koşullarının oluşmadığı ve bu nedenle hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddi gerektiği' yönündeki görüşüne katılınmamıştır. Karşı oy, davacının zararını belirleyebilecek durumda olması nedeniyle belirsiz alacak davası açılamayacağı konusunda çoğunlukla aynı fikirdedir. Ancak, karşı oy, davacının dava dilekçesinde 'şimdilik 40.000,00 TL' talep ettiğini ve bu miktarı harçlandırdığını belirtmiştir. Karşı oy, hâkimin HMK m. 33 uyarınca 'Türk Hukukunu re'sen uygulayacağı' ve 04.06.1958 tarihli İçtihadı Birleştirme Kurulu kararında belirtildiği üzere 'hakimin bir davada sadece tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve netice-i taleplerle bağlı olup dayandıkları kanun hükümleriyle ve onların hukuki tavsifleriyle bağlı olmadığı' ilkesine dayanarak, dava türünü doğru belirlemesi gerektiğini savunmuştur. Davacının dilekçede maddi vakıaları açıklayarak 'şimdilik' bir alacak talep etmesi, HMK m. 109/1'e uygun bir 'kısmi dava' niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla, hâkimin, davacının davasını 'kısmi dava' olarak nitelemesi ve yargılamayı bu nitelemeye uygun olarak sonuçlandırması gerektiği ileri sürülmüştür. Bu durum, hâkimin 'dava türünü belirleme ödevi'nin önemini vurgulamaktadır. Hâkim, tarafların dava dilekçesinde yaptığı isimlendirmeyle (örneğin belirsiz alacak davası) mutlak olarak bağlı değildir. Davacının talebinin gerçek hukuki niteliğini (HMK 109/1 uyarınca kısmi dava) re'sen tespit etmeli ve yargılamayı buna göre yönlendirmelidir. Aksi takdirde, davacının sadece dava isimlendirmesindeki bir yanılgı nedeniyle hukuki yarar yokluğundan davasının reddedilmesi, hak arama özgürlüğünün kısıtlanması anlamına gelecektir.