5237 sayılı TCK'nın 158. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde 'kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık' suçunun unsurları incelenirken, icra müdürlüğü aracılığıyla sahte senetle takip başlatılması eylemi, bu nitelikli hal kapsamında nasıl değerlendirilmiştir? Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2017/18728 K. sayılı kararında, gerçekte alacakları olmadığı halde sahte senetle icra takibi başlatarak tahsilat yapılmasının nitelikli dolandırıcılık olduğuna hükmedilirken, adli para cezasının belirlenmesinde yapılan 'çelişki' ne olmuştur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #107341

TCK m. 158/1-d, kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılığı nitelikli hal olarak düzenler. Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2017/18728 K. sayılı kararı, sanıkların 'gerçekte katılana bir alacakları olmadığı halde, katılanı borçlu, sanığı alacaklı olarak gösterdikleri ve sanıklardan biri tarafından düzenlenen (...) senedi İcra Müdürlüğü’nün (...) dosyası üzerinden icra takibine koydukları, başlatılan icra takibi üzerine katılanın bankada bulunan parasının haczedildiği ve sanıklar vekiline ödendiği' eylemini bu nitelikli hal kapsamında değerlendirmiştir. Bu durumda, icra müdürlüğü, bir kamu kurumu olarak, sanıkların hileli eylemlerini gerçekleştirmesi için 'araç' olarak kullanılmıştır. Sanıklar, sahte bir hukuki alacak yaratıp bunu kamu gücü aracılığıyla icra takibine koyarak mağdurdan haksız menfaat elde etmişlerdir. Bu, kamu kurumunun güvenilirliğinden ve zorlayıcı gücünden yararlanarak aldatmayı kolaylaştıran bir nitelikli haldir. Kararda, adli para cezasının belirlenmesinde 'çelişki' yaşandığı tespit edilmiştir. Bu çelişki, 'Hapis cezası alt sınırdan tayin olunduğu halde, ayrıca yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden aynı gerekçeyle adli para cezasına esas alınması gereken tam gün sayısının alt sınırdan uzaklaşılarak tayini suretiyle çelişkiye düşülmesi'dir. Yani, hâkim hapis cezasını en alt sınırdan (lehine) belirlerken, adli para cezasının temel gün sayısını aynı lehe gerekçelerle orantısız bir şekilde daha yüksekten belirlemesi, kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında tutarsızlık yaratmıştır. Bu durum bozma nedeni olmakla birlikte, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bir maddi hata olarak kabul edilerek düzeltilmiştir (CMUK m. 322).