Bir dolandırıcılık eyleminde, sanık kendisini 'kamu görevlisi' (polis/savcı) olarak tanıtarak mağduru telefonla aramış ve 'hesabınız terör örgütü tarafından kullanılıyor' diyerek mağdurdan para almıştır. Bu eylem, 02.12.2016 tarihli 6763 sayılı Kanun değişikliğinden önce ve sonra nasıl vasıflandırılırdı?
02.12.2016 tarihli değişiklikten önce, bu eylem genellikle TCK m. 157'deki 'basit dolandırıcılık' veya şartları varsa TCK m. 158/1-f'deki 'bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması' (telefon kullanıldığı için) olarak vasıflandırılıyordu. Çünkü TCK m. 158'de, sadece kendisini kamu görevlisi olarak tanıtmayı nitelikli hal sayan açık bir hüküm yoktu. TCK m. 158/1-d'nin (kamu kurumunu araç olarak kullanma) uygulanabilmesi için ise, Yargıtay uygulaması, sadece sözlü beyanın yetmediğini, kuruma ait bir maddi varlığın (kimlik, belge vb.) kullanılmasını arıyordu. 02.12.2016 tarihli 6763 sayılı Kanun ile TCK m. 158/1'e (l) bendi eklenmiştir. Bu bent, 'Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle' işlenen dolandırıcılığı açıkça nitelikli hal olarak düzenlemiştir. Dolayısıyla, bu değişiklikten sonra, somut olaydaki eylem, doğrudan TCK m. 158/1-l kapsamında nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturur. Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2017/13618 E. sayılı kararı da bu değişikliğe dikkat çekerek, eylemin artık (l) bendi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ve görevli mahkemenin Ağır Ceza Mahkemesi olduğunu belirtmiştir.