CMK m. 101/3 uyarınca tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen bir şüphelinin müdafisi yoksa, istemi aranmaksızın kendisine bir müdafi görevlendirilir. Bu durum, 'zorunlu müdafilik' hallerinden biridir. Sorgu sırasında bu zorunluluğa uyulmamasının hukuki sonucu nedir?
Bu zorunluluğa uyulmaması, mutlak bir hukuka aykırılık hali ve ciddi bir savunma hakkı ihlalidir. Sorgu işlemi hukuken geçersiz hale gelir ve bu sorgu sırasında elde edilen deliller (örneğin şüphelinin ikrarı) hükme esas alınamaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2018/441 E. sayılı kararında da belirtildiği gibi, zorunlu müdafiliğin uygulandığı hallerde, 'müdafi seçilmeden veya görevlendirilmeden yahut seçilen ya da görevlendirilen müdafi hazır bulunmadan ifade alma ve sorguya çekme işlemleri yapılamaz, savunma alınamaz, duruşma yapılmaz ve hüküm kurulamaz'. CMK m. 147'de düzenlenen ifade ve sorgu usulü, şüphelinin/sanığın haklarının kendisine bildirilmesini ve bu hakları kullanma imkanının sağlanmasını gerektirir. Zorunlu müdafilik durumunda müdafiin varlığı, bu hakların kullanılabilmesinin en temel güvencesidir. Bu kurala uyulmadan yapılan bir sorguya dayanılarak verilen tutuklama kararı da hukuka aykırı olur ve itiraz üzerine kaldırılması gerekir. Bu, adil yargılanma hakkının temel bir gereğidir.