Yargıtay 20. Ceza Dairesi'nin 2016/1371 E. sayılı kararında, 'şüphe üzerine' bir araçta yapılan aramada uyuşturucu madde bulunması olayında, arama öncesinde usulüne uygun bir 'adli arama kararı' alınıp alınmadığının araştırılması gerektiği belirtilmiştir. Bu karara göre, kolluğun 'şüphe' duyması, tek başına arama yapmak için yeterli bir sebep midir?
Hayır, kolluğun yalnızca 'şüphe' duyması, tek başına adli arama yapmak için yeterli bir sebep değildir. Yargıtay 20. Ceza Dairesi'nin 2016/1371 E. sayılı kararında da vurgulandığı üzere, adli arama, Anayasa ve CMK ile sıkı koşullara bağlanmış, temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahaledir. CMK m. 116, arama yapılabilmesi için 'makul şüphe'nin varlığını arar. Ancak bu makul şüphe, arama kararını veya emrini vermeye yetkili olan yargısal bir makam (hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan halde C. savcısı) tarafından değerlendirilmelidir. Kolluğun duyduğu sübjektif şüphe, bu kararın yerini tutmaz. Kararda da atıf yapıldığı üzere, bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenen kolluk, derhal C. savcısına haber verip onun emri doğrultusunda hareket etmelidir (CMK m. 161). Usulüne uygun bir adli arama kararı veya yazılı arama emri olmaksızın, sadece şüpheye dayanarak delil elde etmek amacıyla yapılan arama hukuka aykırıdır. Bu yolla elde edilen deliller de 'hukuka aykırı delil' niteliğinde olup hükme esas alınamaz (Anayasa m. 38/6, CMK m. 217/2).