Bir belediyenin, imar planında 'lise alanı' olarak ayırdığı bir taşınmaza uzun yıllar boyunca fiilen el atmaması ancak imar durumu nedeniyle malikin taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunamaması durumuna 'hukuki el atma' denilmektedir. Bu durumdan doğan zararın tazmini için açılacak dava adli yargının mı, idari yargının mı görev alanına girer? Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 2013/3618 E. sayılı kararındaki çoğunluk ve karşı oy görüşlerini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #107243

Bu konuda Yargıtay ve Danıştay arasında uzun süren bir görev uyuşmazlığı olmuş ve içtihatlar zamanla değişmiştir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 2013/3618 E. sayılı kararındaki çoğunluk görüşü, bu tür davaların adli yargının görev alanına girdiğini kabul etmektedir. Bu görüşe göre, idarenin imar planıyla mülkiyet hakkını süresiz şekilde kısıtlaması, fiili bir el atma olmasa da, kamulaştırmasız el atma niteliğindedir ve bu durumdan doğan bedel tespiti ve tescil davaları adli yargıda (asliye hukuk mahkemelerinde) görülmelidir. Ancak, aynı karardaki 'Karşı Oy' görüşü, uyuşmazlığın idari yargının görev alanına girdiğini savunmaktadır. Karşı oya göre, zarar doğuran durum, idarenin kamu gücü kullanarak tek taraflı olarak yaptığı genel ve düzenleyici bir idari işlem olan 'imar planından' ve bu planı uygulamadaki 'hareketsizliğinden' (idari eylem) kaynaklanmaktadır. İdari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini talepleri ise, İYUK m. 2/1-b uyarınca idari yargıda açılacak 'tam yargı davaları'nın konusudur. Uyuşmazlık Mahkemesi'nin daha sonraki tarihli kararları ve yerleşik hale gelen uygulama, bu tür 'hukuki el atma'dan kaynaklanan tazminat davalarının idari yargının görev alanına girdiği yönündedir. Dolayısıyla, Yargıtay kararındaki karşı oy görüşü, mevcut yargısal pratiğe daha uygundur.