TCK m. 158/1-a'da düzenlenen 'dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle' nitelikli dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için, failin kullandığı yöntemin (örneğin muska yazma, üfürükçülük) mağdurun mensup olduğu dinin temel kaynaklarında yer alması gerekli midir?
Hayır, gerekli değildir. Suçun oluşumu için failin kullandığı yöntemin, mağdurun inandığı dinin temel kaynaklarında veya öğretilerinde yer alması şart değildir. Önemli olan, failin, mağdurun sahip olduğu dini inançları ve bu inançlardan kaynaklanan hassas duyguları bir aldatma aracı olarak kullanmasıdır. TCK m. 158 gerekçesinde de 'dinin bir aldatma aracı olarak kullanılması' ve 'dinî inanç ve duyguların kötüye kullanılması' unsurları vurgulanmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2018/506 E., 2021/111 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, 'muskacılık, üfürükçülük gibi faaliyetler sonucu kişilerden yarar elde edilmesi hâli de bu bent kapsamına girer'. Mağdur, failin doğaüstü veya manevi güçlere sahip olduğuna, yapacağı ritüellerin (muska, dua vb.) sorunlarını çözeceğine inanmakta ve bu inancı nedeniyle aldanarak faile menfaat sağlamaktadır. Failin istismar ettiği şey, mağdurun bu inancıdır. Dolayısıyla, kullanılan yöntemin teolojik geçerliliği veya doğruluğu değil, mağdurun inanç dünyasında bir karşılığının olması ve fail tarafından hileli bir şekilde kullanılması suçun oluşumu için yeterlidir.