Bir davacı, alacağının miktarının aslında dava açarken tam ve kesin olarak belirlenebilir nitelikte olmasına rağmen, dava dilekçesinde davasını 'belirsiz alacak davası' olarak nitelendirmiştir. Bu durumda mahkemenin izlemesi gereken usuli yol nedir? Davayı hukuki yarar yokluğundan reddetmeli midir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #107233

Mahkeme, davayı doğrudan hukuki yarar (dava şartı) yokluğundan reddetmemelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/853 E., 2020/907 K. sayılı kararında bu konu ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Karara göre, alacağın belirli olmasına rağmen belirsiz alacak davası açılması halinde, davacının alacağına bir mahkeme kararıyla ulaşma ihtiyacı devam ettiğinden, dava açmakta genel bir hukuki yararı vardır. Bu nedenle dava şartı yokluğundan derhal reddedilmemelidir. Mahkemenin izlemesi gereken yol şudur: 1) Öncelikle, dava dilekçesindeki talebin, kısmi dava unsurlarını taşıyıp taşımadığına bakmalıdır. 2) Eğer dava, alacağın bir bölümünü içeriyorsa ve 'fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması' gibi bir ifade varsa, mahkeme bir ara kararıyla davayı 'kısmi dava' (HMK m. 109) olarak nitelendirerek yargılamaya devam etmelidir. 3) Eğer kısmi dava koşulları da yoksa ve talep edilen miktar toplam alacağı karşılamıyorsa, mahkeme davacıya HMK m. 119/2 uyarınca bir haftalık kesin süre vererek alacak miktarını netleştirmesini ve eksik harcı tamamlamasını istemelidir. Bu süre içinde gereği yapılırsa davaya 'tam eda davası' olarak devam edilir, yapılmazsa dava usulden reddedilir. Kısacası, yanlış nitelendirme, doğrudan bir ret sebebi değil, hakimin davayı aydınlatma ödevi (HMK m. 31) ve usul ekonomisi çerçevesinde davayı doğru hukuki zemine oturtmasını gerektiren bir durumdur.