Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2020/240 E. sayılı kararında müdafiin, vekilden farklı olarak sanığın temsilcisi olmadığı ve kamusal bir yargılama sujesi olduğu belirtilmiştir. Bu karara göre, sanığın 'tutukluluğa itiraz etme' talimatına rağmen müdafiin bu itirazı yapmamasının hukuki sonuçları ne olur?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2020/240 E., 2022/427 K. sayılı kararında müdafiin sanıktan bağımsız, kamusal bir görev ifa eden bir yargılama öznesi olduğu ve talimatla bağlı olmadığı vurgulanmıştır. Kararda, 'Müdafi, sanığın lehine olmak kaydıyla, sanığın isteğine aykırı davranabilir' denilmektedir. Ancak, bu bağımsızlık sınırsız değildir ve 'sanığın lehine olma' koşuluna bağlıdır. Tutukluluğa itiraz, sanığın özgürlüğüyle doğrudan ilgili ve mutlak surette lehine olan bir işlemdir. Müdafiin, sanığın bu yöndeki açık talimatına rağmen itirazda bulunmaması, 'sanık lehine hareket etme' yükümlülüğünün ve savunma hakkının ihlali anlamına gelir. Bu durum, müdafiin hem disiplin hem de hukuki sorumluluğunu doğurabilir. Sanık, bu durumda baroya şikayette bulunabilir veya müdafiin azli yoluna gidebilir. Müdafiin bu eylemsizliği, vekalet ilişkisindeki bir vekilin talimata uymamasından daha ağır sonuçlar doğurur çünkü müdafilik kamusal bir görevdir ve özgürlük hakkını doğrudan etkiler.