Soruşturma evresinde hakkında suç şüphesi bulunan kişiye 'şüpheli', kovuşturma evresinde ise 'sanık' denilmesinin temel hukuki sonucu nedir ve bu ayrım, kişinin hakları ve usuli statüsü açısından ne gibi farklılıklar doğurur?
Bu ayrımın temel hukuki sonucu, ceza muhakemesi sürecinin ilerleyişine bağlı olarak kişinin hukuki statüsünün ve buna bağlı hak ve yükümlülüklerinin değişmesidir. CMK m. 2/1-a'ya göre şüpheli, soruşturma evresinde suç şüphesi altında olan kişidir. Soruşturma, iddianamenin kabulüne kadar geçen hazırlık evresidir (CMK m. 2/1-e). CMK m. 2/1-b'ye göre sanık ise, kovuşturmanın (iddianamenin kabulüyle başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen evre) başlamasıyla bu sıfatı alır. Bu ayrımın pratik sonuçları şunlardır: 1) Yargılama makamının değişmesi: Şüpheli, Cumhuriyet savcısı ve sulh ceza hâkimi ile muhatap olurken; sanık, asliye ceza veya ağır ceza mahkemesi gibi bir yargılama makamı önünde yer alır. 2) Zorunlu müdafilik halleri: Bazı zorunlu müdafilik halleri doğrudan sanık statüsüne bağlanmıştır (örn. kaçak sanık hakkında duruşma yapılması - CMK m. 247/4). 3) Usuli işlemler: Sorgu (CMK m. 2/1-h) hem şüpheliye hem sanığa yönelikken, duruşmaya katılma, son söz hakkı gibi haklar tipik olarak sanığa aittir. CMK m. 2 gerekçesinde de bu ayrımın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi ve AİHM içtihatları dikkate alınarak yapıldığı ve yeknesak bir terminoloji benimsediği vurgulanmıştır.