Sanık, bir internet sitesi üzerinden satışa çıkardığı bir mal için katılandan parayı almış ancak malı göndermemiştir. Sanık savunmasında, parayı aldıktan sonra göndermek istediğini ancak kargo sorunları nedeniyle gönderemediğini, dolandırma kastının olmadığını ileri sürmüştür. Bu durumda dolandırıcılık suçunun manevi unsuru (kast) nasıl değerlendirilmelidir?
Dolandırıcılık suçunun manevi unsuru, failin hileli davranışlarla mağduru aldatarak kendisine veya başkasına haksız bir yarar sağlama 'kastı'dır. Bu kastın, eylemin en başından itibaren var olması gerekir. Sanığın savunması, suçun manevi unsurunun yokluğuna yönelik bir savunmadır. Mahkeme, bu kastın varlığını belirlerken olayın bütününü değerlendirmelidir. Sadece sanığın soyut beyanına değil, objektif olgulara bakılır: 1) Sanık, parayı aldıktan sonra mağdurla iletişimi kesmiş midir? 2) Sahte bir isim veya iletişim bilgisi kullanmış mıdır? 3) Olaydan sonra benzer eylemleri başka kişilere karşı da yapmış mıdır? 4) Gerçekte satacağı bir mal var mıydı, yoksa ilan tamamen hayali miydi? 5) Kargo sorunları iddiasını destekleyecek bir delil sunabilmiş midir? Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2017/37030 E. sayılı kararında olduğu gibi, sanığın benzer eylemleri birden çok kişiye karşı tekrarlaması, en başından itibaren dolandırma kastıyla hareket ettiğine dair güçlü bir karine olarak kabul edilir. Eğer sanığın baştan itibaren malı gönderme niyeti olmayıp parayı almak için hileli bir yol izlediği dosyadaki delillerle sabit olursa, dolandırıcılık kastının varlığı kabul edilir. Aksi takdirde, yani sonradan ortaya çıkan bir nedenle malın gönderilememesi durumu, bir özel hukuk uyuşmazlığı (borcun ifa edilmemesi) olarak kalır.