TMK m. 25/4'e göre 'manevi tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmedikçe devredilemez; mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.' Bu hükmün arkasındaki hukuki mantık nedir ve 'ileri sürülmüş olma' koşulundan ne anlaşılmalıdır?
Bu hükmün arkasındaki hukuki mantık, manevi tazminat hakkının, kişinin şahsına sıkı sıkıya bağlı (höchstpersönlich), devredilemez ve miras yoluyla geçemeyen bir hak olmasıdır. Manevi tazminatın amacı, bizzat zarar görenin duyduğu acı, elem ve ızdırabı gidermektir. Bu duygu kişisel olduğu için, bu hakkın da başkasına devredilmesi veya mirasçılara geçmesi kural olarak mümkün görülmemiştir. Ancak kanun iki istisna getirmiştir: 1. **Devir İçin:** Karşı taraf (borçlu), tazminat borcunu 'kabul ederse', bu alacak kişisel olmaktan çıkar, malvarlıksal bir nitelik kazanır ve artık devredilebilir hale gelir. 2. **Mirasçılara Geçmesi İçin:** Miras bırakanın, ölmeden önce bu hakkını 'ileri sürmüş olması' gerekir. 'İleri sürülmüş olma' koşulundan anlaşılması gereken, miras bırakanın manevi tazminat talep etme iradesini açıkça ve hukuken geçerli bir şekilde ortaya koymuş olmasıdır. Yargıtay içtihatlarına göre bu koşulun gerçekleşmesi için en tipik yol, miras bırakanın ölmeden önce 'manevi tazminat davası açmış' olmasıdır. Dava açmak, hakkın ileri sürüldüğünün en net göstergesidir. Davanın açılmasıyla birlikte, talep edilen manevi tazminat, kişisel bir hak olmaktan çıkıp terekeye dahil, malvarlıksal bir alacağa dönüşür. Bu nedenle, miras bırakan dava açtıktan sonra ölürse, mirasçıları bu davaya kaldığı yerden devam edebilirler (Yargıtay 4. HD, 2015/6375 E., 2016/6618 K.).