Bir kadastro davasında, mahkeme, kök murisin ölümünden sonra davalı tarafın taşınmazı bir insan ömrünü aşar şekilde kullandığını ve bu durumun 'taksime karine' oluşturduğunu, davacının ise taksimin yapılmadığını ispat edemediğini belirterek davayı reddetmek yerine, bazı davalıların davayı kabul ettiği gerekçesiyle kısmen kabul kararı vermiştir. Yargıtay 16. Hukuk Dairesi'nin 2018/20 E. sayılı kararında, bu durum 'davayı kabul' kurumu açısından nasıl bir çelişki olarak değerlendirilmiştir?
Yargıtay 16. Hukuk Dairesi'nin ilgili kararında, mahkemenin bu gerekçesi 'davayı kabul' kurumu açısından çelişkili bulunmuştur. Çelişki şuradadır: - Mahkeme bir yandan, uyuşmazlığın esasına girerek, davalıların uzun süreli kullanımının 'fiili taksime karine' teşkil ettiğini, ispat yükü kendisinde olan davacının bu karinenin aksini (taksim olmadığını) ispatlayamadığını ve bu nedenle davanın esasen reddi gerektiğini tespit etmektedir. - Diğer yandan ise, bu esasa ilişkin tespitini bir kenara bırakarak, davalılardan bir kısmının davayı kabul ettiğini gerekçe gösterip, bu kabul beyanına dayanarak davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Bu durum çelişkilidir, çünkü HMK'ya göre 'kabul', davalının, davacının talep sonucunu haklı bulmasıdır ve uyuşmazlığı esasa girilmeden sona erdiren bir taraf işlemidir. Eğer mahkeme, davanın esasen reddi gerektiği kanaatindeyse, davalıların kabul beyanının bir önemi kalmaz; çünkü davacının talebi zaten haksızdır. Mahkemenin, hem davanın reddi gerektiği yönünde bir maddi hukuk tespiti yapıp hem de buna aykırı olarak kabul beyanına dayanarak hüküm kurması, kendi içinde tutarsız bir yaklaşımdır. Doğru usul, ya davanın esasen reddi gerektiği için kabul beyanlarına rağmen davanın reddedilmesi ya da kabul beyanının geçerli kabul edilerek sadece kabul edenlerin payları oranında davanın kabul edilmesidir. Yargıtay, bu çelişkili gerekçe ile davayı kabul etmeyenlerin paylarından da indirim yapılmasını hukuka aykırı bulmuştur. (HMK Madde 308 - Davayı Kabul)