Kısıtlı bir kişinin (vesayet altındaki) davada taraf olabilmesi için kanuni temsilcisi olan vasisinin ne gibi bir ek yetkiye sahip olması gerekmektedir? Bu yetki alınmadan açılan bir davanın akıbeti ne olur? (Yargıtay 16. HD, 2016/2538 E.)

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #102318

Türk Medeni Kanunu'nun 462. maddesinin 8. fıkrası uyarınca, vasinin vesayet altındaki kişi adına 'dava açması, sulh olması, tahkim ve konkordato yapması' için vesayet makamından (Sulh Hukuk Mahkemesi) izin alması gerekmektedir. Bu, 'husumete izin' olarak adlandırılır. HMK m. 52, medeni hakları kullanma ehliyeti olmayanların kanuni temsilcileri tarafından temsil edileceğini belirtse de, bu temsil yetkisinin kullanılabilmesi bazı durumlarda vesayet makamının iznine bağlıdır. Yargıtay 16. Hukuk Dairesi'nin anılan kararında da vurgulandığı gibi, vasi tarafından bu izin alınmadan dava açılması, bir dava şartı olan 'dava ehliyeti' eksikliği anlamına gelir. Mahkeme bu durumu re'sen (kendiliğinden) gözetmelidir. Bu eksiklik giderilebilir bir eksiklik olduğundan, mahkeme davayı hemen reddetmemeli, vasiye TMK m. 462/8 uyarınca vesayet makamından husumete izin kararı alması için uygun bir süre vermelidir. Süre içinde izin kararı sunulursa davaya devam edilir, sunulmazsa dava şartı yokluğundan dava usulden reddedilir. (Kaynak: hmk-madde-52-davada-kanuni-temsil.html, Y16.HD, E:2016/2538)