Bir kamu görevlisinin, göreviyle bağlantılı olarak, CMK m.161/8 kapsamında olan 'silahlı örgüt üyeliği' (TCK m.314) suçu ile bu madde kapsamında olmayan ancak 4483 sayılı Kanun'a göre soruşturma izni gerektiren 'görevi kötüye kullanma' (TCK m.257) suçunu birlikte işlediği iddia edilmektedir. Bu durumda Cumhuriyet savcısı, her iki suç için de doğrudan soruşturma başlatabilir mi? 'Kanunilik' ilkesi ve Anayasa m.13 çerçevesinde bu durumu tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #102292

Bu durum, hukuk uygulamasında önemli bir tartışma konusudur. 'Genişletici yorum' taraftarları, TCK m.314'te tanımlanan silahlı örgüt suçunun doğası gereği örgüt faaliyeti için işlenen araç suçları da kapsayacağını, TCK m.314/3'ün TCK m.220'ye atfı nedeniyle faaliyet suçları ile örgüt suçu arasında bir bütünlük olduğunu ve bu nedenle savcının her iki suç için de doğrudan soruşturma yapabileceğini savunabilir. Ancak bu yorum, 'kanunilik' ilkesi (Anayasa m. 38, TCK m. 2) ve 'temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceği' ilkesi (Anayasa m. 13) karşısında zayıf kalmaktadır. CMK m.161/8, istisnai bir hükümdür ve istisnalar dar yorumlanır. Madde, sınırlı sayıda (numerus clausus) suç saymıştır ve bunlar arasında 'görevi kötüye kullanma' suçu yoktur. Bir kamu görevlisinin soruşturulmasını izne tabi tutan 4483 sayılı Kanun, temel bir güvencedir ve bu güvencenin bertaraf edilmesi ancak açık bir kanun hükmüyle mümkündür. CMK m.161/8'de TCK m.257'ye bir atıf yoktur. Dolayısıyla, kanunilik ilkesine sıkı sıkıya bağlı bir yorum, savcının TCK m.314'ten doğrudan soruşturma başlatabileceğini, ancak TCK m.257'den soruşturma yapabilmek için 4483 sayılı Kanun uyarınca yetkili merciden izin alması gerektiğini ortaya koyar. İzin alınmadan bu suçtan toplanan deliller hukuka aykırı hale gelir. (Kaynak: teror-168)