Denetimli serbestlik müdürlüğüne süresi içinde müracaat etmeyen hükümlüler hakkında CİK m. 105/A(8) uyarınca TCK m. 292 (Hükümlü veya Tutuklunun Kaçması) hükümlerinin uygulanması, denetimli serbestliğin hukuki niteliğini nasıl tanımlamaktadır? Bu düzenleme, denetimli serbestliğin ceza infazının bir parçası olduğunu ve hükümlünün hala devletin denetim ve gözetimi altında sayıldığını nasıl gösterir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #102218

Bu düzenleme, denetimli serbestliğin, cezanın ertelenmesi veya affedilmesi gibi bir durum olmadığını, aksine ceza infazının cezaevi dışında toplum içinde devam eden bir 'modalitesi' veya 'şekli' olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Denetimli serbestlik altındaki hükümlü, özgür bir birey değil, cezası infaz edilmekte olan ve devlete karşı belirli yükümlülükleri bulunan bir kişidir. CİK m. 105/A(8)'in, süresinde müracaat etmeme eylemini TCK m. 292'deki 'kaçma' suçuna atıfla düzenlemesi, bu hukuki statüyü pekiştirir. Bu atıf, hükümlünün müdürlüğe müracaat etme yükümlülüğünün, cezaevine dönme veya orada bulunma yükümlülüğü ile eşdeğer bir 'hukuki zorunluluk' olarak görüldüğünü gösterir. Hükümlü, cezaevinin fiziki duvarları içinde olmasa da, infaz rejiminin hukuki sınırları içindedir. Bu sınırlara uymayarak müracaat etmemesi, tıpkı bir tutuklu veya hükümlünün cezaevinden kaçması gibi, infaz rejiminden ve devletin denetiminden 'kaçma' olarak nitelendirilmekte ve ayrı bir suç olarak yaptırıma bağlanmaktadır. Bu, denetimli serbestliğin bir lütuf değil, kuralları olan bir infaz biçimi olduğunun en net göstergesidir.