Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 06/07/2017 tarihli kararında, kolluk kuvvetlerinin nöbetçi Cumhuriyet savcısının 'bilgisi dahilinde' hareket etmesine rağmen, yazılı bir adli arama kararı olmaksızın yapılan aramayı hukuka aykırı bularak elde edilen delillerin kullanılamayacağına hükmetmesi, ceza muhakemesinde 'şekil' kurallarının hangi temel işlevini vurgulamaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #102207

Bu karar, ceza muhakemesindeki 'şekil' kurallarının, sadece bir formalite veya bürokratik bir işlem olmadığını; aksine, temel hak ve özgürlüklerin en önemli güvencesi olduğunu vurgulamaktadır. Kararın temelinde yatan işlev, 'hukuk devleti' ilkesi ve Anayasa m.20'de güvence altına alınan 'özel hayatın gizliliği' hakkıdır. Arama, özel hayata yapılmış ciddi bir müdahaledir ve bu müdahalenin meşru sayılabilmesi için kanunda öngörülen sıkı şekil şartlarına (kural olarak hakim kararı, istisnai olarak savcı veya kolluk amirinin 'yazılı' emri) harfiyen uyulması gerekir. Savcının sözlü onayı veya bilgilendirilmesi, kanunun aradığı 'yazılılık' şartını karşılamaz. Yazılılık şartı; 1) Keyfiliği Önler: Yetkinin sınırlarını ve gerekçesini somutlaştırır, denetlenebilir kılar. 2) İspat Kolaylığı Sağlar: Müdahalenin hukuka uygun bir yetkiye dayanıp dayanmadığı konusunda sonradan ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkları önler. 3) Hukuki Güvenlik Sağlar: Hem kolluk görevlisinin yetkisinin sınırlarını bilmesini sağlar hem de bireyin hangi koşullarda ve nasıl bir müdahaleye maruz kalacağını öngörmesine olanak tanır. Yargıtay bu kararıyla, delil elde etme amacının, temel hakları koruyan bu güvence niteliğindeki şekil kurallarını çiğnemeyi meşrulaştıramayacağını ve hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillerin (delil yasağı) yargılamada kullanılamayacağını (CMK m. 217/2) teyit etmektedir.