CMK m.164 uyarınca adli kolluğun, Cumhuriyet savcısının emri olmaksızın suçluları arama ve işin aydınlatılması için ivedi tedbirleri alma görevi ile CMK m.116 vd. maddelerinde düzenlenen 'adli arama kararı' zorunluluğu arasında nasıl bir denge kurulmalıdır? Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2017/5941 K. sayılı kararında, 'suçüstü hali' olmasına ve savcıya bilgi verilmesine rağmen arama kararının yazılı olmamasını hukuka aykırı bulmasının altında yatan temel anayasal güvence nedir?
CMK m.164'teki 'ivedi tedbirleri alma' görevi ile m.116'daki 'adli arama kararı' zorunluluğu arasındaki denge, temel hak ve özgürlüklere müdahalenin ancak kanunda öngörülen usullerle yapılması ilkesiyle kurulur. Kolluğun ivedi tedbir alma yetkisi, suç delillerinin kaybolmasını önlemek gibi acil durumlarla sınırlıdır ve bu yetki, kural olarak bir kişinin özel hayatına, konutuna veya üstüne yönelik 'arama' gibi müdahaleleri kendiliğinden içermez. Yargıtay 12. CD'nin kararının altında yatan temel anayasal güvence, Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen 'Özel Hayatın Gizliliği' ve 21. maddesindeki 'Konut Dokunulmazlığı'dır. Bu haklara müdahale olan arama, kural olarak hâkim kararı, gecikmesinde sakınca bulunan halde savcı veya savcıya ulaşılamıyorsa kolluk amirinin 'yazılı emri' ile yapılabilir. Yargıtay, sözlü bir talimat veya bilgilendirmenin bu anayasal güvenceyi ve kanunun amir hükmünü (yazılılık şartı) karşılamaya yeterli olmadığını vurgulamaktadır. Suçüstü hali, arama için bir gerekçe oluştursa da, kanunun aradığı 'yazılı emir' şekil şartını ortadan kaldırmaz. Bu karar, delil elde etme gayesinin, temel hakları koruyan usul kurallarını ihlal etmeyi meşrulaştıramayacağını göstermektedir.