CMK m. 198/1, sanığın yokluğunda yapılan duruşmadaki işlemler için 'eski hale getirme' yolunu öngörürken, CMK m. 198/2 bu hakkı 'kendisini müdafi ile temsil ettirme hakkını kullanması durumunda' neden ortadan kaldırmaktadır? Yargıtay'ın, müdafiin kusurlu davranışı halinde sanığa yine de eski hale getirme imkanı tanıması, bu kuralın hangi temel hak ekseninde yorumlandığını göstermektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #102165

CMK m. 198/2'nin bu hakkı ortadan kaldırmasının temel mantığı, sanığın iradi olarak yargılamayı bir vekil (müdafii) aracılığıyla takip etmeyi seçmesidir. Bu durumda kanun, müdafiin duruşmada hazır bulunmasını ve yapılan işlemleri öğrenmesini, sanığın kendisinin öğrenmesiyle eşdeğer tutar. Müdafii, sanığın bir uzantısı olarak kabul edilir ve onun bilgisi, sanığın bilgisi sayılır. Dolayısıyla, usulüne uygun temsil edilen bir sanığın 'yokluğumda yapıldı' diyerek eski hale getirme talep etmesi, süreci uzatıcı ve hakkın kötüye kullanımı olarak değerlendirilebilir. Ancak Yargıtay'ın, müdafiin kusurlu davranışı (örneğin temyiz süresini kaçırması) halinde sanığa yine de bu imkanı tanıması, kuralın 'adil yargılanma hakkı' (Anayasa m.36, AİHS m.6) ekseninde yorumlandığını gösterir. Yargıtay, vekilin ihmalinin veya hatasının, savunma hakkının özünü zedeleyecek şekilde sanığın aleyhine sonuç doğurmasını engellemek istemektedir. Bu yorum, şekli bir temsilin varlığından öte, 'etkili bir savunma hakkı'nın sağlanması gerektiğini vurgular.