Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 24.02.2022 tarihli ve Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 20.06.2022 tarihli kararları, sanık müdafiine yapılan tebligatla temyiz süresinin başlayacağını kabul etmekle birlikte, müdafiin süreyi kaçırması halinde sanığa 'eski hale getirme' imkanı tanımaktadır. Bu iki kurum (tebligatla sürenin başlaması ve eski hale getirme) arasındaki ilişki, 'hukuki güvenlik' ve 'hak arama özgürlüğü' ilkeleri arasında nasıl bir denge kurmaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #102143

Bu içtihat, iki temel ilke arasında hassas bir denge kurmaktadır. 'Tebligatla sürenin başlaması' kuralı (Tebligat K. m.11), yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması ve kararların kesinleşmesi ihtiyacına, yani 'hukuki güvenlik' ilkesine hizmet eder. Vekil ile takip edilen bir işte, tebligatın vekile yapılmasıyla sürenin başlaması, işlemlerin öngörülebilir ve düzenli yürümesini sağlar. 'Eski hale getirme' kurumu (CMK m.40 vd.) ise, bir tarafın kendi kusuru olmaksızın bir süreyi kaçırması halinde, bu hak kaybını telafi etmeyi amaçlayan ve 'hak arama özgürlüğü' ilkesine hizmet eden istisnai bir yoldur. Yargıtay, müdafiin süreyi kaçırmasını, sanığın kendi kusurundan kaynaklanmayan bir durum olarak kabul ederek, eski hale getirme kurumunu işletmektedir. Böylece, bir yandan hukuki güvenlik ilkesi gereği sürelerin müdafie yapılan tebligatla başladığını kabul etmekte, diğer yandan da hak arama özgürlüğünün özünü zedeleyecek şekilde, sanığın kontrolü dışındaki bir nedenle (müdafiin kusuru) bu hakkını kaybetmesini engellemektedir. Bu, hukuki güvenliğin katı bir şekilde uygulanmasının yaratacağı hakkaniyetsizliği, istisnai bir mekanizma ile telafi eden dengeli bir yaklaşımdır. (Kaynak: durusmaya-katilmayan-saniga-tebligat)