Bir davada davalı vekilinin, Özel Daire'nin müvekkili lehine verdiği 'kesin bozma' kararına karşı 'direnilmesini' talep etmesi, Hukuk Genel Kurulu tarafından nasıl değerlendirilmiştir? Bu beyanın 'davanın kabulü' olarak nitelendirilebilmesi için hangi şekil şartı aranmalıdır? (YHGK, E: 2017/2108)
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun anılan kararında, davalı vekilinin, kendi lehine olan bir bozma kararına karşı direnilmesini talep etmesi, mantıken davanın aleyhine sonuçlanmasını istemesi anlamına geldiği için, bu talepten sonra direnme kararını temyiz etmesinde 'hukuki yararı' olmadığı kabul edilmiştir. Bu nedenle davalı vekilinin temyiz istemi hukuki yarar yokluğundan reddedilmiştir. Karşı oyda ise, bu beyanın 'davanın kabulü' niteliğinde olduğu, ancak davanın kabulü gibi önemli bir usuli işlemin geçerli olabilmesi için HMK m. 154/3-ç uyarınca beyanda bulunan vekilin bu beyanına ilişkin tutanağı 'imzalaması' gerektiği belirtilmiştir. İmza şartı yerine getirilmediği için geçerli bir kabul beyanından söz edilemeyeceği, dolayısıyla davalının temyizde hala hukuki yararının bulunduğu savunulmuştur. Çoğunluk görüşü, vekilin çelişkili talebi nedeniyle hukuki yararın ortadan kalktığı yönündedir. Bu, vekillerin usuli taleplerinde dikkatli olmaları gerektiğini gösteren önemli bir içtihattır. (Kaynak: hmk-madde-154-tutanak.html, YHGK, E: 2017/2108)