Bir sanığın birden fazla suça iştirak etmesi durumunda, bu suçların yargılamalarının ayrı ayrı yapılması ve bir suçtan verilen mahkumiyet kararının diğer suçun yargılamasında delil olarak kullanılması, adil yargılanma hakkı ilkeleri açısından nasıl değerlendirilmelidir? Özellikle 'masumiyet karinesi' ve 'delillerin doğrudan doğruyalığı' ilkeleri bu durumu nasıl etkiler?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #102075

Bu soru doğrudan metinlerde yer almamakla birlikte, metinlerdeki ilkelerden (adil yargılanma, delillerin hukuka uygunluğu vb.) yola çıkarak doktora seviyesinde bir analiz sorusudur. Bir suçtan verilen ve kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı, o suçla ilgili maddi vakıaları sabit kılan bir 'delil' niteliği taşıyabilir. Ancak, bu kararın başka bir suçun yargılamasında 'tek ve belirleyici delil' olarak kullanılması 'delillerin doğrudan doğruyalığı' ilkesine aykırı olabilir. Diğer davanın yargılamasını yapan mahkeme, delilleri kendisi doğrudan değerlendirmelidir. Ayrıca, eğer ilk karar henüz kesinleşmemişse, bu karara dayanarak ikinci davada hüküm kurmak 'masumiyet karinesini' (Anayasa m. 38/4) ihlal eder. Yargıtay içtihatları, bir davadaki delillerin (tanık beyanları, belgeler vb.) diğer davada da kullanılabilmesi için o davaya getirtilip taraflarca tartışılması gerektiğini belirtir. Sadece diğer mahkemenin kararını delil olarak kabul etmek, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilir. Dolayısıyla, bir mahkumiyet kararı diğer davada bir emare veya başlangıç delili olarak değerlendirilebilse de, tek başına mahkumiyete yeterli görülemez.