CMK m. 198/2, sanığın kendisini müdafii ile temsil ettirmesi durumunda eski hale getirme hakkından yararlanamayacağını belirtmesine rağmen, Yargıtay'ın müdafiin kusurlu davranışı nedeniyle kanun yolu süresini geçirmesi halinde sanığa bu hakkı tanımasının ardındaki hukuki mantık nedir? Bu yorum hangi temel hak ve ilkelere dayanmaktadır?
Yargıtay'ın bu yorumu, kanunun lafzını aşan ancak 'adil/dürüst yargılanma hakkı' (Anayasa m. 36, AİHS m. 6) ve 'savunma hakkı' gibi temel ilkelerden beslenen bir yorumdur. Hukuki mantığı şudur: CMK m. 198/2'deki düzenleme, sanığın iradi olarak temsil yetkisini kullanması ve yargılamayı müdafii aracılığıyla takip etmeyi seçmesi durumunda, duruşmada olan bitenden haberdar olduğunun karine olarak kabul edilmesine dayanır. Ancak bu karine, müdafiin görevini layıkıyla yaptığı varsayımına bağlıdır. Eğer müdafii, kendisinden beklenen özeni göstermeyerek veya kusurlu davranarak kanun yolu süresini kaçırırsa, bu durum sanığın iradesi dışında bir hak kaybına yol açar. Sanığı, seçtiği veya atanan müdafiin kusurundan dolayı çaresiz bırakmak, savunma hakkını anlamsız kılacaktır. Bu nedenle Yargıtay, CMK m. 198/2'yi dar yorumlayarak, müdafiin kusurunun sanığa yükletilemeyeceğini ve bu istisnai durumda sanığın 'eski hale getirme' yoluyla hak arama özgürlüğünü kullanabileceğini kabul etmektedir. Bu yorum, CMK'nın genel ruhuyla ve hakkaniyetle uyumludur. (Kaynak: durusmaya-katilmayan-saniga-tebligat)