TCK m.103/5, cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin 'kasten yaralama suçunun ağır neticelerine' neden olması halinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağını belirtir. Bu hüküm, ceza hukukundaki 'fikri içtima' (TCK m.44) kuralına bir istisna mıdır, yoksa 'bileşik suç' (TCK m.42) yapısından farklı bir düzenleme midir? Bu düzenlemenin amacını açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #101975

Bu hüküm, ceza hukukundaki 'fikri içtima' kuralına bir istisnadır ve 'bileşik suç' yapısından da farklı, kendine özgü (sui generis) bir 'gerçek içtima' düzenlemesidir. Normalde, bir fiille birden fazla farklı suçun işlenmesi halinde 'fikri içtima' kuralı (TCK m.44) gereği en ağır cezayı gerektiren suçtan ceza verilir. 'Bileşik suç' (TCK m.42) ise, bir suçun içinde başka bir suçun unsur veya ağırlaştırıcı neden olarak zaten yer aldığı (örneğin yağma suçundaki cebir gibi) ve sadece bileşik suçtan ceza verildiği durumdur. TCK m.103/5 ise bu iki yapıdan da farklıdır. Burada kanun koyucu, cinsel istismar eylemi sırasında işlenen ve ağır neticelere (örneğin, yüzde kalıcı iz, organ kaybı) yol açan kasten yaralama fiilinin, cinsel istismar suçu içinde erimesini istememiştir. Bu düzenlemenin amacı, kişinin hem cinsel dokunulmazlığına hem de beden bütünlüğüne yönelik bu iki ağır saldırının da cezasız kalmamasını sağlamaktır. Bu nedenle, kanun özel bir hükümle 'ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır' diyerek, bu iki suçun cezalarının ayrı ayrı belirlenip toplanacağını (gerçek içtima) emretmektedir. Bu, cinsel istismar suçunun vahametini ve mağdurun uğradığı zararın çok yönlülüğünü dikkate alan ve her bir haksızlığın karşılığının ayrı ayrı verilmesini hedefleyen özel bir ceza siyaseti tercihidir.