HMK m. 154(3)(d) uyarınca, tanık beyanının tutanağa yazıldıktan sonra 'beyanda bulunana okunması' zorunludur. Bu usuli işlemin temel amacı nedir ve bu kurala uyulmamasının, tanık beyanının delil değeri üzerindeki potansiyel etkisi ne olabilir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #101971

Bu usuli işlemin temel amacı, tanığın beyanının duruşma tutanağına doğru, eksiksiz ve onun iradesine uygun bir şekilde geçirildiğini teyit etmek ve olası hataları veya yanlış anlaşılmaları anında düzeltme imkanı sağlamaktır. Zabıt katibi, tanığın sözlü ifadesini yazıya dökerken özetleme, yanlış anlama veya eksik yazma gibi hatalar yapabilir. Beyanın tanığa okunması, tanığa 'Evet, benim söylediğim tam olarak budur' veya 'Hayır, ben öyle değil, şöyle demek istemiştim' deme fırsatı verir. Bu, 'doğrudanlık' ve 'sözlülük' ilkelerinin yazılı tutanağa doğru bir şekilde yansıtılmasının güvencesidir. Bu kurala uyulmamasının tanık beyanının delil değeri üzerindeki potansiyel etkisi şudur: Kural olarak, bu eksiklik tek başına tanık beyanını geçersiz kılmaz. Ancak, davanın ilerleyen aşamalarında veya temyiz incelemesinde, taraflardan biri, tutanaktaki ifadenin tanığın gerçek beyanını yansıtmadığını, katip tarafından yanlış geçirildiğini iddia ederse, ifadenin tanığa okunmamış olması bu iddiayı güçlendirir. Bu durum, tanık beyanının 'güvenilirliği' ve 'ispat gücü' konusunda bir şüphe yaratabilir. Özellikle, davanın sonucunu doğrudan etkileyen kritik bir tanık beyanı söz konusuysa ve bu kurala uyulmamışsa, bu durum Yargıtay tarafından bir bozma nedeni olarak değerlendirilebilir.