Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2018/154 K. sayılı kararındaki karşı oyda, sanığın savunması alınmadan şikayetten vazgeçme nedeniyle düşme kararı verilmesinin CMK m. 193/1'e aykırı olduğu ve sanığın öncelikle 'beraat etme hakkı' bulunduğu savunulmuştur. Bu görüş, 'düşme' kararı ile 'beraat' kararı arasında sanığın hukuki menfaati açısından ne gibi farklar olduğunu varsaymaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #101967

Bu karşı oy, 'düşme' kararı ile 'beraat' kararı arasında sanığın hukuki menfaati açısından önemli farklar olduğunu varsaymaktadır. Bu farklar şunlardır: 1) Lekelenmeme Hakkı ve Masumiyet Karinesi: Beraat kararı (CMK m. 223/2), sanığın suçu işlemediğinin veya fiilin kanunda suç olarak tanımlanmadığının ya da delil yetersizliğinin tespiti anlamına gelir. Bu, sanığın masumiyetini ve aklanmasını ifade eden en lehe karardır. Düşme kararı (CMK m. 223/8) ise, suçun işlenip işlenmediği konusunda bir yargıya varmadan, şikayetten vazgeçme, zamanaşımı gibi bir usuli nedenle davanın sona erdirilmesidir. Düşme kararı, sanığın üzerinde bir 'şüphe gölgesi' bırakabilir ve lekelenmeme hakkını tam olarak tatmin etmeyebilir. 2) Tazminat Hakkı: Haksız olarak yargılanan bir sanık, beraat kararı aldığında CMK m. 141 vd. uyarınca devletten tazminat talep etme hakkına sahip olabilir. Düşme kararı ise genellikle bu hakkı doğurmaz. 3) Yargılama Giderleri: Beraat eden sanığa genellikle yargılama giderleri yükletilmezken, düşme kararlarında durum farklılık gösterebilir. Karşı oy, suçu işlemediğini iddia eden bir sanığın, şikayetten vazgeçme gibi bir usuli kolaylığa sığınarak verilecek bir düşme kararı yerine, yargılamanın sonuna kadar gidilerek aklanma, yani 'beraat etme' hakkının öncelikli olduğunu savunmaktadır. Bu, savunma hakkının sadece ceza almamayı değil, aynı zamanda aklanmayı da içerdiği anlayışına dayanır.