Davada kanuni temsilciye (vasiye) 'husumete izin' kararı verilmesi (TMK m. 462/8), vesayet altındaki kişinin haklarının korunması açısından ne gibi bir güvence sağlamaktadır? Yargıtay 16. Hukuk Dairesi'nin (2017/1554 K.) kararında, vasiye bu iznin verilmemiş olmasını doğrudan bir bozma nedeni sayması, bu iznin hukuki niteliğini nasıl tanımlamaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #101914

Vasiye 'husumete izin' kararı verilmesi, vesayet makamının (sulh hukuk mahkemesi) vesayet altındaki kişinin (kısıtlının) menfaatlerini korumak için yaptığı bir ön denetimdir. Bu izin, kısıtlının taraf olacağı bir davanın, onun malvarlığı veya şahıs varlığı üzerinde olumsuz sonuçlar doğurma potansiyeli taşıması nedeniyle getirilmiştir. Vesayet makamı, açılacak davanın veya savunmanın kısıtlının menfaatine olup olmadığını, davanın gereksiz masraflara veya hak kayıplarına yol açıp açmayacağını önceden değerlendirir. Bu, vasinin keyfi veya kısıtlının aleyhine olabilecek işlemlere girişmesini engelleyen önemli bir güvencedir. Yargıtay'ın bu iznin yokluğunu doğrudan bir bozma nedeni sayması, 'husumete izin'in bir 'dava şartı' olduğunu göstermektedir. Vasi, kısıtlıyı temsil etme yetkisine sahip olsa da, dava açma veya aleyhe açılan bir davayı takip etme gibi önemli bir tasarruf işlemi için bu özel izne ihtiyaç duyar. Bu izin olmadan vasinin yaptığı usuli işlemler geçersizdir. Bu durum, HMK m. 52'deki genel temsil yetkisinin, TMK'daki özel vesayet hükümleriyle sınırlandırıldığını ve 'geçerli bir kanuni temsilin' varlığı için bu iznin zorunlu olduğunu ortaya koyar. Mahkemenin, yargılamanın her aşamasında re'sen gözetmesi gereken bu şart yerine getirilmeden esasa girip karar vermesi, temel bir usul hatasıdır.