HMK m. 52, tüzel kişilerin davada 'yetkili organları' tarafından temsil edileceğini belirtir. Ticaret sicilinden kaydı silinerek tüzel kişiliği sona ermiş bir limited şirkete karşı dava açılması gerektiğinde, bu temsil sorunu nasıl aşılır? Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin (2017/2159 K.) 'şirketin ihyası' prosedürüne işaret etmesinin hukuki mantığını ve bu prosedürün dava şartı niteliğini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #101913

Ticaret sicilinden kaydı silinen (terkin edilen) bir şirketin hukuken tüzel kişiliği sona erer ve artık haklara ve borçlara ehil olamaz, dolayısıyla taraf ehliyetini kaybeder. Bu şirkete karşı dava açılmak istendiğinde, ortada davayı takip edecek bir 'yetkili organ' (müdür, yönetim kurulu) veya davayı kabul edecek bir muhatap kalmamıştır. Bu hukuki boşluğu aşmak için 'şirketin ihyası' (yeniden canlandırılması) prosedürü öngörülmüştür. Bu prosedürün hukuki mantığı, şirketin tasfiyesi sırasında gözden kaçan veya sonradan ortaya çıkan bir dava gibi 'tasfiyesi tamamlanmamış bir husus' için şirketin geçici olarak yeniden hukuki varlık kazanmasını sağlamaktır. Yargıtay'ın belirttiği gibi, davacı, Asliye Ticaret Mahkemesi'nde tasfiye memuruna ve Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne karşı bir 'ihya davası' açmalıdır. Bu dava sonucunda mahkeme, sadece eldeki davanın görülüp sonuçlandırılmasıyla sınırlı olmak üzere şirketin yeniden tesciline karar verir. Bu ihya işlemi yapılana kadar, davanın davalısı hukuken var olmadığı için 'taraf teşkilinde' eksiklik vardır. Taraf teşkilinin sağlanması ise HMK m. 114 uyarınca bir 'dava şartı'dır. Bu nedenle Yargıtay, mahkemenin davacıya ihya davası açması için uygun bir süre vermesi, bu dava sonucuna göre taraf teşkili sağlandıktan sonra yargılamaya devam etmesi gerektiğini belirtmektedir. İhya sağlanamazsa, dava taraf ehliyeti yokluğundan usulden reddedilir.