TCK m. 107/2, 'şeref veya saygınlığa zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı' tehdidiyle işlenen şantajı düzenler. Bu fıkranın uygulanabilmesi için, açıklanacağı söylenen hususun 'gerçek' olması şart mıdır? Failin, mağdur hakkında gerçek olmayan ancak şeref ve saygınlığını zedeleyebilecek bir durumu 'isnat edeceği' tehdidinde bulunması ile gerçek bir durumu 'açıklayacağı' tehdidinde bulunması arasında suçun oluşumu açısından bir fark var mıdır?
Hayır, açıklanacağı söylenen hususun gerçek olması şart değildir. TCK m. 107/2 bu konuda çok nettir. Madde metni, '...hususların açıklanacağı VEYA isnat edileceği tehdidinde bulunulması...' diyerek iki alternatifli bir yapı kurmuştur. 'Açıklanacağı' ifadesi, genellikle var olan, gerçek bir durumun ifşa edilmesini (örneğin, kişinin gizli bir ilişkisini ifşa etme tehdidi) kapsar. 'İsnat edileceği' ifadesi ise, gerçekte var olmayan, uydurma bir durumun kişiye atfedileceği (örneğin, 'hakkında hırsızlık yaptığına dair dedikodu yayacağım' tehdidi) anlamına gelir. Her iki durumda da, mağdurun iradesi, şeref ve saygınlığının zedelenmesi korkusuyla baskı altına alınmaktadır. Suçun oluşumu için önemli olan, tehdit edilen hususun (ister gerçek ister uydurma olsun) objektif olarak mağdurun şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikte olması ve failin bu tehdidi kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak amacıyla yapmasıdır. Dolayısıyla, suçun oluşumu açısından bu iki durum arasında bir fark bulunmamaktadır.