HMK m. 154/3-f uyarınca 'tarafların sundukları belgelerin neler olduğunun' tutanağa yazılması zorunluluğu, yargılamanın hangi temel ilkesine hizmet eder? Bir belgenin dosyaya sunulduğu tutanakta belirtilmemişse ancak fiziksel olarak dosyada mevcutsa, bu belgenin hükme esas alınması mümkün müdür? Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin (2014/7114 K.) bu konudaki yaklaşımını dizi pusulası ve diğer usul kurallarıyla birlikte değerlendiriniz.
Bu zorunluluk, yargılamanın 'aleniyeti', 'şeffaflığı' ve tarafların 'hukuki dinlenilme hakkı' (HMK m. 27) ilkelerine hizmet eder. Bir belgenin ne zaman ve kim tarafından sunulduğunun tutanağa geçirilmesi, karşı tarafın bu delilden haberdar olmasını, ona karşı beyanda bulunma ve karşı delil sunma hakkını kullanabilmesini sağlar. Aynı zamanda, yargılamanın hangi delillere dayanılarak yürütüldüğünün üst mahkeme tarafından denetlenebilmesine olanak tanır. Bir belgenin dosyaya ne zaman girdiği belirsizse (tutanağa yazılmamışsa), bu durum şüphe yaratır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi kararında bu sorunu ele almıştır. Karara göre, sadece fiziksel olarak dosyada bulunması yeterli değildir. Belgenin sunulduğunun duruşma tutanağında belirtilmesi, dizi pusulasına (HMK m. 160) kaydedilmesi gibi usuli işlemlerin de yapılmış olması gerekir. Eğer bir dilekçenin (örneğin zamanaşımı def'ini içeren) dosyaya ne zaman girdiği duruşma tutanağından veya dizi listesinden anlaşılamıyorsa, mahkeme bu dilekçenin usulüne uygun olarak sunulup sunulmadığını ve karşı tarafa tebliğ edilip edilmediğini araştırmalıdır. Bu araştırma yapılmadan, kaynağı belirsiz bir belgeye dayanarak (örneğin zamanaşımı def'ini kabul ederek) karar verilmesi, hukuki dinlenilme hakkının ihlali sayılır ve bozma nedenidir.