Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin, TCK m. 191 uyarınca verilen denetimli serbestlik tedbirinin ihlali halinde dosyanın kapatılması işleminin 'adli' nitelikte olduğu ve bu karara karşı itirazın infaz hâkimliğine değil, Cumhuriyet başsavcılığına yapılması gerektiği yönündeki kararının (Y10.CD, 27/12/2019 T.) hukuki argümantasyonunu analiz ediniz. Bu ayrım, idari ve adli işlemlerin denetim usulleri arasındaki temel farkı nasıl yansıtmaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #101882

Yargıtay'ın bu kararındaki temel argüman, işlemin doğurduğu sonuca dayanmaktadır. Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği uyarınca hazırlanan denetim planı gibi işlemler 'idari' niteliktedir ve bunlara karşı itiraz infaz hakimliğine yapılır (5402 S.K. m.18/1). Ancak, TCK m. 191/3 uyarınca verilen denetimli serbestlik tedbirine uyulmaması, aynı maddenin 4. fıkrası uyarınca şüpheli hakkında 'kamu davası açılması' sonucunu doğurur. Yani, tedbirin ihlali, bir ceza soruşturmasını ve kovuşturmasını doğrudan tetikleyen bir hukuki sonuç yaratmaktadır. Bu sonuç, idari bir düzenlemeden çok, bir ceza yargılaması sürecinin başlatılması anlamına geldiği için, dosyanın kapatılması işlemi de 'adli' nitelik kazanmaktadır. Bu ayrım, denetim usullerindeki farkı net bir şekilde yansıtır: İdari işlemlerin denetimi idari yargı usulüne (burada özel olarak infaz hakimliğine) tabi iken, adli nitelikteki, yani bir ceza davasını doğrudan etkileyen kararların denetimi genel ceza muhakemesi usullerine (burada Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılacak itiraz) tabidir.