Avukatın aranmasına ilişkin Avukatlık Kanunu m. 58'deki özel düzenleme ile hakim ve savcıların adliyeye girişte aranmıyor olması uygulaması, Anayasa'nın 'eşitlik' ilkesi (m. 10) açısından bir çelişki yaratır mı? Avukatlık mesleğinin kamusal niteliği, bu özel korumanın gerekçesi olarak kabul edilebilir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #101047

Bu konu tartışmaya açıktır ancak avukatlık mesleğinin niteliği üzerinden gerekçelendirilebilir. Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi, 'hukuken aynı durumda olanlara' aynı kuralların uygulanmasını gerektirir. Yargının kurucu unsurları olan iddia (savcı), savunma (avukat) ve karar (hakim) makamları, yargılama faaliyeti açısından işlevsel bir eşitliğe sahip olsalar da, hukuki statüleri ve anayasal konumları birebir aynı değildir. Hakim ve savcılar, 'yargı erki' içinde yer alan ve anayasal güvencelere (hakimlik teminatı) sahip kamu görevlileridir. Avukat ise, kamu hizmeti gören bir serbest meslek mensubudur ve 'savunmayı' temsil eder. Avukatlık Kanunu m. 58'deki arama yasağının temel gerekçesi, avukatın kişisel güvenliğinden ziyade, temsil ettiği 'savunma hakkı'nın ve 'sır saklama yükümlülüğü'nün korunmasıdır. Avukatın üzerindeki veya çantasındaki belgeler, müvekkiline ait özel bilgiler, savunma stratejileri içerebilir. Bunların denetime tabi tutulması, savunma hakkının özünü zedeler. Bu nedenle, kanun koyucu, savunmanın bağımsızlığını ve gizliliğini korumak amacıyla bu özel güvenceyi getirmiştir. Bu açıdan bakıldığında, farklı hukuki statü ve işlevlere sahip olan yargı mensupları arasında, görevin niteliğinden kaynaklanan bu farklı düzenleme, tek başına eşitlik ilkesinin ihlali olarak kabul edilmeyebilir. Sorun, bu güvencenin keyfi olarak ve güvenlik ihtiyacı hiçe sayılarak uygulanmasından ziyade, kanuni dayanağı olmadan kaldırılmaya çalışılmasındadır.