Terörizmin finansmanı suçunun (6415 sayılı Kanun m. 4) manevi unsuru 'bilerek ve isteyerek' fon sağlamak veya toplamaktır. TCK m. 28'de düzenlenen 'cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit' altında suç işleme hali, bu suçun manevi unsurunu nasıl etkiler? Bir esnafın, dükkanına gelen ve kendisini 'örgüt' adına tehdit eden kişilere, can güvenliğinden endişe ederek para vermesi durumunda cezai sorumluluğu doğar mı?
Hayır, bu durumda esnafın cezai sorumluluğu doğmaz. Terörizmin finansmanı suçu, ancak doğrudan kastla, yani failin sağladığı veya topladığı fonun bir teröriste veya terör örgütüne gideceğini ve bunların faaliyetlerinde kullanılacağını 'bilerek ve isteyerek' hareket etmesiyle oluşur. TCK m. 28, 'Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez.' hükmünü amirdir. Bu hüküm, iradeyi ortadan kaldıran bir hukuka uygunluk (veya kusurluluğu kaldıran) nedenidir. Senaryodaki esnaf, örgüte yardım etme veya onu finanse etme kastıyla değil, kendi can güvenliğine yönelik 'muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit' altında hareket etmektedir. Bu tehdit, onun özgür iradesini ortadan kaldırmakta ve fon vermeye zorlamaktadır. Dolayısıyla, eylemde suçun manevi unsuru olan 'isteme' (irade) unsuru bulunmamaktadır. TCK m. 28 uyarınca, bu şekilde iradesi sakatlanan kişiye ceza verilemez. Bu durumda suçun faili, cebir veya tehdidi kullanan terör örgütü mensuplarıdır.