CMK m. 196/4 uyarınca sanığın SEGBİS ile sorgusunun yapılabilmesi 'hakim veya mahkemenin zorunlu gördüğü durumlara' bağlanmıştır. Sanığın, mahkemeye gelmek yerine, kendi talebiyle ve hiçbir mazeret bildirmeksizin sorgusunun SEGBİS ile yapılmasını istemesi durumunda, mahkeme bu talebi kabul etmek zorunda mıdır? 'Sözlülük' ve 'delillerin doğrudan doğruyalığı' ilkeleri bu talebin değerlendirilmesinde nasıl bir rol oynar?
Hayır, mahkeme bu talebi kabul etmek zorunda değildir. Sanığın sorgusu, kendisi için bir hak olduğu kadar, ceza muhakemesinin maddi gerçeğe ulaşma amacı doğrultusunda yerine getirilmesi gereken bir yükümlülüktür. CMK m. 196/4, SEGBİS kullanımını bir istisna olarak ve mahkemenin takdirine bağlı 'zorunlu' hallerle sınırlandırmıştır. Sanığın hiçbir mazeret bildirmeksizin, keyfi olarak duruşmaya gelmek istememesi, kanunun aradığı anlamda bir 'zorunluluk' hali oluşturmaz. Bu durumda, ceza muhakemesine hakim olan temel ilkeler devreye girer: 1) **Delillerin Doğrudan Doğruyalığı (Vasıtasızlık):** Bu ilke, hakimin, sanıkla doğrudan temas kurarak onun tavırlarını, beyanlarındaki samimiyetini, jest ve mimiklerini bizzat gözlemlemesini gerektirir. SEGBİS, bu teması sınırlayan ve araya bir vasıta (ekran) koyan bir yöntemdir. 2) **Sözlülük İlkesi:** Duruşmadaki iletişimin yüz yüze ve sözlü olarak yapılması esastır. SEGBİS'te yaşanabilecek teknik aksaklıklar (ses kesintisi, görüntü donması) bu ilkeyi zedeleyebilir. Bu ilkeler, maddi gerçeğe en sağlıklı şekilde ulaşmanın güvenceleridir. 'Ceza Muhakemesinde SEGBİS Yönetmeliği'nin 13. maddesi de SEGBİS ile dinlemenin, 'talep eden makam tarafından kabul edilen mazeretleri nedeniyle hazır bulunamayan' kişiler için mümkün olduğunu belirtir. Dolayısıyla, sanığın keyfi talebi, kabul edilebilir bir mazeret olmadığından, mahkeme bu talebi reddederek, maddi gerçeğe ulaşma ve yargılamanın temel ilkelerini koruma amacıyla sanığın duruşmada bizzat hazır bulundurulmasına karar vermelidir. Esas olan, sorgunun mahkeme huzurunda yapılmasıdır.