Soykırım (TCK m. 76) ve insanlığa karşı suçların (TCK m. 77) zamanaşımına tabi olmaması, ceza hukukunun genel prensipleri açısından nasıl bir istisna teşkil eder? Bu suçların Türk hukukunda ne zamandan beri suç olarak düzenlendiği dikkate alındığında, 'kanunun geriye yürümezliği' (geçmişe şamil olmama) ilkesi bu suçların yargılanmasında nasıl bir rol oynar?
Ceza hukukunun genel prensiplerinden biri, suçlar için kanunda belirtilen sürelerin geçmesiyle kamu davasının düşmesini veya cezanın infaz edilememesini sağlayan dava ve ceza zamanaşımıdır. Soykırım ve insanlığa karşı suçların zamanaşımına tabi olmaması (TCK m. 78/2) bu genel kurala getirilmiş çok önemli bir istisnadır. Bu istisnanın temel nedeni, bu suçların insanlığın ortak vicdanında açtığı derin yaralar, ağırlığı ve vahameti nedeniyle faillerinin ne kadar süre geçerse geçsin cezasız kalmaması gerektiği düşüncesidir. 'Kanunun geriye yürümezliği' ilkesi (Anayasa m. 38, TCK m. 7), bir fiilin, işlendiği zaman yürürlükte olan kanuna göre suç değilse, sonradan çıkarılan bir kanunla suç sayılarak kişinin cezalandırılamayacağını ifade eder. Sağlanan metinde, Türkiye'nin Soykırım Sözleşmesi'ne 1950'de taraf olduğu, ancak TCK'daki cezai düzenlemenin 1 Haziran 2005'te yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun ile yapıldığı belirtilmektedir. İnsanlığa karşı suçlar ise yine aynı kanunla Türk hukukuna girmiştir. Bu durumda, 'kanunun geriye yürümezliği' ilkesi gereğince, TCK m. 76 ve m. 77'ye dayanarak 1 Haziran 2005'ten önce işlenmiş fiillerden dolayı Türkiye'de bir ceza kovuşturması yapılması mümkün değildir. Her ne kadar bu suçlar evrensel hukukta suç kabul edilse de, ulusal bir mahkemenin yargılama yapabilmesi için suçun işlendiği tarihte kendi iç hukukunda da suç olarak tanımlanmış olması gerekir. Bu nedenle, bu tarihten önceki eylemler için bu maddelere dayanılarak yargılama yapılamaz.