5271 sayılı CMK'da, 'aleyhe bozma yasağı' ilkesinin kanun yollarından 'itiraz' için neden açıkça düzenlenmediği ve bu durumun doktrinde nasıl yorumlandığına ilişkin iki farklı teorik yaklaşımı gerekçeleriyle sununuz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #100445

Aleyhe bozma yasağının itiraz kanun yolunda (CMK m.267 vd.) açıkça düzenlenmemiş olması doktrinde iki temel yaklaşımla açıklanır: 1) Kanun Koyucunun Bilinçli Tercihi (Suskunluk) Yaklaşımı: Bu görüşe göre, kanun koyucu istinaf ve temyiz için bu yasağı açıkça düzenlerken, itiraz için suskun kalmıştır. Hukukta, kanunun bir konuda bilinçli olarak suskun kalması, o kuralın o alanda uygulanmayacağı şeklinde yorumlanabilir (argumentum a contrario). Bu yaklaşıma göre kanun koyucu, itiraz merciinin (genellikle bir üst numaralı mahkeme veya ağır ceza mahkemesi), dosyanın esasına girmeden, sadece itiraz konusuyla sınırlı ve hızlı bir inceleme yapması nedeniyle, bu ilkeyi itiraz yolu için gerekli görmemiş olabilir. İtirazın daha çok usuli kararlara karşı olması da bu görüşü destekler. 2) Temel İlke ve Kıyas Yoluyla Uygulama Yaklaşımı: Hakim olan bu görüşe göre, aleyhe bozma yasağı sadece belirli kanun yollarına özgü bir kural değil, 'hak arama hürriyetini' ve 'sanık lehine yorum' ilkesini koruyan temel bir ceza muhakemesi prensibidir. Kanundaki boşluk, sanık aleyhine değil, lehine yorumlanmalıdır. İtiraz da bir kanun yolu olduğuna göre, sanığın bu yola başvururken durumunun ağırlaşacağı korkusunu yaşamaması gerekir. Bu nedenle, kanundaki bu boşluğun, diğer kanun yollarındaki düzenlemelerin 'kıyas' yoluyla itiraz için de uygulanarak doldurulması gerektiği savunulur. Metindeki analiz de bu ikinci görüşü destekler niteliktedir.