5237 sayılı TCK'nın 'kusursuz suç ve ceza olmaz' ilkesi ve objektif sorumluluğu reddeden yaklaşımı, deprem gibi doğal afetlerde ortaya çıkan zararlardan doğan cezai sorumluluğun temelini nasıl şekillendirir? 'Mücbir sebep' olan depremin, failin cezai sorumluluğunu bertaraf edebilmesi için illiyet bağı açısından hangi koşulun gerçekleşmesi gerekir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #100440

Yeni TCK'nın benimsediği 'kusurluluk ilkesi', bir kişinin ancak kusurlu bir fiilinden dolayı cezai olarak sorumlu tutulabileceğini ifade eder. Sadece hareket ile netice arasındaki nedensellik bağının varlığı, cezalandırma için yeterli değildir; failin bu netice açısından kasten veya taksirle hareket etmiş olması gerekir. Bu ilke, 'objektif sorumluluğu' (kusura bakılmaksızın sadece neticeden sorumlu tutma) reddeder. Deprem gibi doğal afetlerde bu ilke şu şekilde işler: Deprem, bir 'mücbir sebep'tir. Ancak bu mücbir sebebin, failin (müteahhit, mühendis vb.) cezai sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırabilmesi için, netice ile failin kusurlu hareketi arasındaki 'illiyet (nedensellik) bağını' tamamen kesmesi gerekir. Metinde de belirtildiği gibi, bunun için depremin 'kaçınılmaz' olması, yani zarara 'insan faktörünün etki etmemiş olması' gerekir. Diğer bir deyişle, eğer bina dönemin tüm fen ve sanat kurallarına, yönetmeliklere ve projeye yüzde yüz uygun yapılsaydı dahi, gerçekleşen depremin olağanüstü ve öngörülemez şiddeti nedeniyle yine de yıkılacağı kesin olarak söylenebiliyorsa, bu durumda deprem tek başına belirleyici sebep haline gelir ve illiyet bağını keser. Bu durumda failin kusurlu hareketi (eğer varsa) neticenin sebebi olmaktan çıkar ve cezai sorumluluk doğmaz. Ancak, binanın kurallara aykırı yapıldığı ve bu aykırılıkların yıkımda rol oynadığı tespit edilirse, deprem illiyet bağını kesmez, sadece bir dış etken olarak kalır ve failin taksirli veya olası kastlı sorumluluğu devam eder.