Metindeki Yargıtay kararlarına göre, 6100 sayılı HMK'nın yürürlüğe girmesiyle benimsenen 'kesitli yargılama' modelinin, eski 1086 sayılı HUMK dönemindeki 'serbest yargılama' modelinden temel farkı nedir? Bu değişiklik, 'iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı'nın başlangıç anını nasıl etkilemiştir?
Eski 1086 sayılı HUMK, daha esnek bir 'serbest yargılama' modelini benimsemişti. Bu modelde, yargılamanın aşamaları (dilekçeler, delillerin sunulması, tahkikat) bu kadar kesin çizgilerle ayrılmamıştı. En önemli fark, 'iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı'nın başlangıç anındaydı. HUMK döneminde bu yasak, kural olarak ilk celseden (duruşmadan) sonra başlardı. Taraflar, ilk duruşmaya kadar iddia ve savunmalarını nispeten serbestçe değiştirebiliyorlardı. 6100 sayılı HMK ile gelen 'kesitli yargılama' modeli ise, yargılamayı daha yapılandırılmış ve disiplinli hale getirmiştir. Bu modelde, 'iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı'nın başlangıç anı öne çekilmiştir. HMK m.141'e göre, bu yasak, kural olarak davacının 'cevaba cevap dilekçesi'ni, davalının ise 'ikinci cevap dilekçesi'ni vermesiyle, yani 'dilekçeler teatisi' aşamasının tamamlanmasıyla başlar. Ön inceleme duruşmasında ise, karşı tarafın açık muvafakati olmadıkça veya ıslah yoluna başvurulmadıkça iddia ve savunma genişletilemez. Bu değişiklik, tarafların en başından iddia ve savunmalarını somut ve eksiksiz bir şekilde ortaya koymalarını teşvik ederek, uyuşmazlığın çerçevesinin davanın başında netleşmesini ve yargılamanın sürüncemede kalmasını önlemeyi amaçlamaktadır.